Anayasa Mahkemesi (AYM) eski Üyesi Prof. Dr. Erdal Tercan’ın avukat eşi Süheyla Tercan kanserden vefat etti.
Uzun süre kanserle mücadele edip hastalığı yenmeyi başaran ancak 15 Temmuz sonrası ailesinin maruz kaldığı ağır adli süreçler ve eşinin hapsedilmesiyle sinsi hastalığı yeniden nükleden Süheyla Tercan, durumunun ağırlaşması üzerine kaldırıldığı hastanede 10 Mart 2020 tarihinde vefat etti.
Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Prof. Dr. Erdal Tercan’ın, ne eşinin ağır sekerat (ölüm öncesi) halindeyken helalleşmek adına talep ettiği 1 günlük izni ne de eşinin vefatından sonra talep ettiği cenaze mazeret izni Yargıtay tarafından işleme konulmadı; böylece eşini son yolculuğuna uğurlama hakkı da katı bürokratik engellerle elinden alındı.
Süheyla Tercan ve eşi Erdal Tercan, Türk hukuk camiasında akademik başarıları, dürüstlükleri ve mesleki ahlaklarıyla tanınan saygın hukukçulardı. Prof. Dr. Erdal Tercan, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi kurucu dekanlığı yapmış, Türkiye’nin önde gelen medeni usul hukuku ve icra iflas hukuku profesörlerinden biri olup, en üst yargı organı olan Anayasa Mahkemesi üyeliği görevini yürütüyordu. Eşi Süheyla Tercan ise Ankara Barosu’na kayıtlı, onuruyla serbest avukatlık yapan bir hukukçuydu.
15 Temmuz’un hemen ardından yüksek yargı üyelerine yönelik başlatılan kitlesel tutuklama dalgasıyla Erdal Tercan 16 Temmuz 2016’da evine düzenlenen baskınla gözaltına alındı ve tutuklandı. Aile, hem toplumsal bir tecrit hem de ağır hukuki kısıtlamalarla karşı karşıya bırakıldı. Tercan, eşinin hapsedilmesinden önce atlattığı ve kontrol altına aldığı kanser rahatsızlığı ile yeniden yüzleşmek zorunda kaldı.
Hastalığın Yeniden Nüksetmesi
Eşinin hapse konulması, çocuklarının geleceğine dair duyduğu endişe ve maruz kaldıkları sosyal soykırım baskısı Süheyla Hanım’ın bağışıklık sistemini tamamen çökertti. Sinsi kanser hastalığı agresif bir şekilde yeniden nüksetti. Son aylarda durumu tamamen kritik aşamaya gelen ve bilinci kapanmaya başlayan Süheyla Tercan için eşi Erdal Tercan cezaevinden acil dilekçeler yazdı. Mevzuatta açıkça yer alan “hasta yakınını ziyaret mazeret izni” kapsamında eşiyle dünya gözüyle son bir kez helalleşmek için bir günlük izin talep etti. Ancak dosyanın bulunduğu Yargıtay ilgili dairesi, bu insani ve hukuki çığlığı görmezden gelerek başvuruyu karara bağlamadı ve Süheyla Hanım son nefesini eşine hasret bir şekilde verdi.
10 Mart 2020’de Ankara’da gelen acı ölüm haberinin ardından hukukçu ailenin yaşadığı trajedi katlanarak devam etti. Süheyla Tercan’ın vefatının hemen ardından avukatlar ve yakınları, Prof. Dr. Erdal Tercan’ın kelepçeli de olsa jandarma eşliğinde hayat arkadaşının cenaze namazına katılması ve defin töreninde bulunabilmesi için Yargıtay’a mazeret izni başvurusunda bulundu.
Son Görev Hakkı Elinden Alındı
Kanuni haklara rağmen, Yargıtay 9. Ceza Dairesi cenaze gününde de dilekçeyi yanıtsız bırakarak veya reddederek Erdal Tercan’ın Sincan Cezaevi’nden çıkışına izin vermedi. Türkiye’nin en üst düzey yargıcı, eşinin tabutuna omuz verme ve mezarı başında son görevini yerine getirme hakkından mahrum bırakıldı. Süheyla Tercan’ın cenazesi, tutuklu eşinin katılımı engellenmiş bir şekilde, Ankara Barosu’ndan meslektaşları, çocukları ve yakınlarının gözyaşları arasında Ankara’da buruk bir törenle toprağa verildi.
AİHM Kararı ve Bitmeyen Mağduriyetler
Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından 10 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırılan Erdal Tercan’ın uğradığı hak ihlalleri, uluslararası mahkemelerce de tescillendi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Haziran 2021’de açıkladığı kararda, Erdal Tercan’ın hiçbir makul şüphe ve somut delil olmaksızın hapsedildiğini, evinin hukuksuz arandığını belirterek Türkiye’nin kişi özgürlüğü, güvenliği ve aile hayatına saygı hakkını (8. Madde) ihlal ettiğine hükmetti ve tazminat cezası verdi. Ancak bu karar da Türkiye’deki yerel mahkemelerce uygulanmadı.
Cezaevinde Kovid-19’a Yakalandı
Eşini kaybetmenin derin acısıyla Sincan Cezaevi’nde tek başına kalan Prof. Dr. Erdal Tercan, Kasım 2020’de koğuşunda koronavirüse yakalanarak ağır sağlık sorunları yaşadı ve tahliye talepleri yine reddedildi. Sevenleri, “Anayasa Mahkemesi üyesine ve avukat eşine bile son nefeste helalleşme ve cenaze hakkı tanımayan bu katı sistemin hesabı, adil-i mutlak olan Allah’ın katına, mahşer meydanına kaldı” mesajlarıyla tepkilerini dile getirdi.