Ömer Faruk Arsoy, 15 Temmuz sonrası ilan edilen Olağanüstü Hâl (OHAL) sürecinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleğinden ihraç edilen ve uğradığı haksızlıkların ardından ancak vefatından sonra iade-i itibarı verilebilen sembol isimlerden biridir. Sağlık Bakanlığı bünyesinde Mersin Devlet Hastanesi’nde bilgisayar teknikeri olarak başarıyla görev yaparken haksız bir şekilde sivil ölüme mahkûm edilen Arsoy’un yaşadığı süreç, son yıllarda insan hakları raporlarında ve sosyal medyada trajik bir adalet gecikmesi örneği olarak anılmaktadır.
İhraç edildikten sonra amansız bir hastalık olan cilt kanserine yakalanan Arsoy’un sağlık durumu, uğradığı ağır psikolojik çöküntü ve ekonomik yoksunluklar sebebiyle hızla kötüye gitti.
Yaklaşık iki yıl boyunca kanserle ve uğradığı haksızlığın stresiyle mücadele eden genç tekniker, 25 Aralık 2018 tarihinde hayatını kaybetti. Ölümünün üzerinden henüz üç ay geçmişken, ihraç başvurularını inceleyen OHAL Komisyonu ve Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 19 Şubat 2019 tarihli resmi yazıyla Arsoy’un suçsuz olduğunu tescilleyerek görevine iade edilmesine karar verdi. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu karar, “gece gelen adalet adalet değildir” eleştirilerini bir kez daha gündeme taşıdı.
HUKUKSAL ANALİZ VE SON 5 YILDAKİ SOSYAL MEDYA/HABER YANSIMALARI
Ömer Faruk Arsoy’un davası, özellikle son 5 yılda (2021-2026 yılları arasında) insan hakları platformları, milletvekilleri ve KHK platformları tarafından “hukuk kırımının ve idari gecikmelerin ölümcül sonuçları” başlığı altında sıkça hafızalara getirilmektedir:
Arsoy’un vefatından hemen sonra suçsuz bulunarak iade edilmesi, idari mekanizmaların (OHAL Komisyonu) ne kadar yavaş ve insan hayatını riske atacak bir hantallıkla çalıştığının açık bir delilidir. Hukukta “geç tecelli eden adalet, zulümdür” ilkesi tam anlamıyla burada karşılık bulmuştur.
Son 5 yılda yayımlanan hak ihlalleri raporlarında KHK ile sivil ölüme mahkûm edilen genç yaştaki bireylerin kanser gibi bağışıklık sistemini doğrudan etkileyen hastalıklara yakalanma oranlarındaki artış dikkat çekmektedir. Arsoy’un yaşadığı ağır ekonomik ve manevi buhranın, cilt kanseri hastalığının seyrini ölümcül düzeyde hızlandırdığı belirtilmektedir.