Mustafa Kabakçıoğlu Komiser Yardımcısı, Emniyet Genel Müdürlüğü
  • Ölüm Tarihi 29/08/2020
  • Öldüğü Yer Gümüşhane Cezaevi
  • Ölüm Sebebi Tutuklu ölüm, işkence, ihmal
  • Defin Tarihi ,

ÖZGEÇMİŞ

Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Kovid-19 şüphesiyle konulduğu tek kişilik karantina hüresinde beyaz plastik bir sandalye üzerinde tek başına can veren Komiser Yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun (44) vefatının ardından ortaya çıkan şahsi günlükleri, cezaevinde maruz kaldığı ağır hak ihlallerini, tıbbi ihmalleri ve sivil ölümü gözler önüne serdi.

Başarılarla dolu bir meslek geçmişine sahip olmasına rağmen ihraç edilen ve 29 Ağustos 2020 tarihinde yaşamını yitiren Kabakçıoğlu’nun, vefatından yıllar önce (2017’de) kaleme aldığı satırlarda, “Acaba benim gibi ciddi bir sağlık sıkıntısı yaşandıysa bunun sorumluluğu kim veya kimler olacaktır?” diyerek kendisini ölüme sürükleyen idari ihmalleri tek tek not ettiği ve sorumluları uyardığı anlaşıldı. Vefatının ardından sızan hücre içi fotoğrafları ve günlükleri, tenkil sürecinin zindanlarda yarattığı insanlık dışı koşulların en sarsıcı tarihi belgeleri olarak kayıtlara geçti.

Hücredeki Son Akşam Yemeği ve Dağınıklık Tablosu

Mustafa Kabakçıoğlu’nun cansız bedeninin plastik sandalye üzerindeki o sarsıcı fotoğrafının ardından, hücrenin içini gösteren diğer fotoğraflar da kamuoyuna yansıdı:

• Çöp Kutusu Üzerindeki Tabak: Kabakçıoğlu’nun tek başına tutulduğu hücrede, son akşam yemeği olan mercimek çorbası, patlıcan kızartması ve yoğurda hiç dokunmadığı, yemek tepsisinin bir çöp kutusunun üzerinde öylece durduğu görüldü. Diğer çöp kutusunun kapağında ise tek bir yumurta duruyordu.

• Merdiven Altındaki Yatak: İki katlı olan hücrenin üst katını boş bırakan ve burayı sadece Kur’an-ı Kerim okumak için kullanan Kabakçıoğlu, yatağını alt kattaki merdivenin altına sermişti. Üzerinde mavi bir örtü ve sarı bir battaniye bulunan yatağın çevresi; dağınık su şişeleri, tuvalet kağıtları, kutular ve tencerelerle doluydu. Ranzanın üzerinde ise en son yediği şeftalinin meyve tabağı kalmıştı.

Meslek Hayatı Ödüllerle Doluydu Ama Sürgün Edildi

Mustafa Kabakçıoğlu, 15 Temmuz öncesinde emniyet teşkilatının en başarılı istihbarat ve operasyon amirlerinden biriydi:

• Plaketler ve Başarılar: İlk görev yeri olan İstanbul’da da, son görev yerlerinden olan Artvin İstihbarat Şubesi’nde de çok sayıda takdirname, başarı belgesi ve plaket almıştı.

• Rütbe Sökme Oyunu: Başarılarına rağmen 2014 yılında siyasi kliklerin hedefi haline gelerek Artvin’den Giresun Şebinkarahisar’a sürgün edildi. Hem şubesinden alındı hem de rütbesi hukuksuzce söküldü. Ancak onurlu bir amir olarak açtığı hukuki davayı 2015 yılında kazanarak komiser yardımcılığı rütbesini yargı yoluyla geri aldı.

• İhraç ve Ceza: 26 Temmuz 2016’da tutuklanıp Gümüşhane Cezaevi’ne gönderildi ve 1 Eylül 2016’da çıkarılan ilk KHK ile ihraç edildi. Yasal bir dernek olan Kimse Yok Mu’ya bağış yapmak, evinde dini sohbet yapıldığını söyleyen bir arkadaşının soyut ifadesi ve mülkiyeti kanıtlanmayan ByLock iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cezası onaylanan Kabakçıoğlu, normal şartlarda Mart 2021’de tahliye olacaktı. Hapisteyken Açıköğretim İşletme bölümünü yüksek puanla bitirmiş, komiserlik sınavlarına girebilmek için hukuk mücadelesi veriyordu.

Günlüklerdeki Dehşet: “Beni Sandalyeye Kelepçeleseniz Olmaz mı?”

Gazeteci Sevinç Özarslan ve kardeşi Harun Kabakçıoğlu tarafından kamuoyuna taşınan günlüklerde, 44 yaşındaki komiserin 2017 yılından itibaren cezaevinde adım adım ölüme nasıl sürüklendiği kendi el yazısıyla tescillendi:

• Şuur Kayıpları ve Beton Zemine Düşme: Astım ve yüksek tansiyonu olan Kabakçıoğlu, 4 Mart 2017’de cezaevindeyken şeker hastası olduğunu öğreniyor. Teşhis konulmadan hemen önce, 28 Şubat 2017 günü saat 10.30 ile 14.00 arasında koğuşta kalorifer yanında aniden fenalaşarak iki kez beton zemine düşüp bayılıyor. Kafasını çarpıp şuurunu kaybediyor ve kusmaya başlıyor.

• Kapı Önündeki Gardiyan Tartışması: Şüuru yarı açık halde cezaevi kapısına getirildiğinde, 112 acil sağlık ekipleri ile gardiyanlar arasındaki tartışmaya şahit oluyor. 112 görevlileri, “Bu hastanın durumu kritik, acilen hastaneye gitmesi gerekiyor” derken, gardiyanlar “Bizim başka işlerimiz var” diyerek sevk sürecini geciktiriyorlar.

• Askerin Ağır Azarlaması: Gümüşhane Devlet Hastanesi’ne ulaştırıldığında jandarma aracından inemeyecek kadar ağır bir baş dönmesi yaşıyor ve askerlere “Sizi tam göremiyorum, çok kötüyüm” diyor. Görevli asker, “Ben ne yapabilirim, senin güvenliğin için buradayım, seni ben mi taşıyacağım?” diye azarlıyor. Kabakçıoğlu, çaresizlik içinde askerlere yalvarıyor: “Hiç olmazsa bir tekerlekli sandalye getirin, beni ona kelepçeleseniz olmaz mı?”. Ancak asker “Bunlar benim görevim değil” diyerek hasta komiseri tekrar zorla araca bindiriyor. Hastanede bir askerin, işlemin erken bitmesi için serumun akış hızını gizlice hızlandırmaya çalıştığını fark edince askerin renginin attığını yazıyor.

Kalabalık Koğuşlar ve “Hakkımı Helal Etmiyorum” Feryadı

Cezaevine 90 kilo olarak giren Mustafa Kabakçıoğlu, şeker hastası edildikten ve ağır hücre şartlarına maruz kaldıktan sonra hızla eriyerek 50 kiloya kadar düşüyor. 3 Mart 2017 tarihli günlük sayfasında kalabalık koğuşların ve sistemsel zulmün psikolojisini nasıl yıktığını şu sözlerle haykırıyor:

“Suçsuz ve günahsız olarak yaklaşık 7 aydır cezaevinde tutuklu bulunuyorum. Sağlık kontrollerimi yaptıramıyor ve sağlıklı yaşayamıyorum. Çünkü 8 kişilik koğuşta şu an 13 kişi yaşıyoruz. Nefes alamıyor, rahat hareket edemiyoruz. Bize bunları layık görenleri Allah’a sevk ediyorum… Üzerine kapanan demir kapılar, yüksek duvarlar senin her gün psikolojini bozuyor.”

Günlüğünün 4 Mart 2017 tarihli son sayfalarında maruz kaldığı tüm bu insanlık dışı muamelelere, maruz bırakıldığı çaresizliğe isyan eden fedakar komiser, satırlarını şu kesin iradeyle noktalıyor: “Bana kötülük yapanlara hakkımı helal etmiyorum ve etmeyeceğim…”

Ailenin Suç Duyurusu ve Cevapsız Sorular

Mustafa Kabakçıoğlu’nun plastik sandalyede tek başına can vermesinin ardından ailesi Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı’na resmi suç duyurusunda bulundu. Aile ve hak savunucuları adli makamlara şu kritik soruları yönelttiler ancak aradan geçen süreye rağmen sessizlik duvarı aşılamadı:

1. Vefat ettiği gün saat 05.45 rutin bir sayım saati olmamasına rağmen, neden cezaevindeki tüm görevliler alelacele Kabakçıoğlu’nun koğuşuna/hüresine geldi? Death tespiti önceden mi biliniyordu?

2. Cezaevi koridorlarının ve hastane giriş-çıkışlarının kamera kayıtları neden ısrarla aileden ve avukatlardan gizleniyor?

3. 112 acil servis kayıtları, hastane tedavi evrakları ve cezaevi revir dilekçeleri neden resmi olarak dosyaya eklenmiyor?

Mustafa Kabakçıoğlu, uğradığı iftiralara ve maruz kaldığı ağır hücre tecritine karşı direnirken, arkasında bıraktığı günlükleriyle Türkiye’deki cezaevi kırımlarının en net ve sarsıcı delilini bırakarak bu dünyadan ayrıldı. Sorumluların hesap vermediği bu süreç cinayeti, tenkil tarihinin en derin vicdan yaralarından biri olarak adil-i mutlak olan Allah’ın huzurundaki o büyük mahkemeye kaldı.

 

Lizenz: Die visuellen und textlichen Inhalte dieser Website stehen unter der Creative Commons Namensnennung – Weitergabe unter gleichen Bedingungen 4.0 International (CC BY-SA 4.0). https://creativecommons.org/licenses/by-sa/4.0/