Hasta tutuklu Yargıtay Üyesi Mustafa Erdoğan, yaşama veda etti. Yoğun bakımdayken bile ailesi ile görüştürülmeyen Erdoğan’a yapılan zulüm ise unutulmadı.
Mustafa Erdoğan, 15 Temmuz’dan sonra başlatılan Tenkil sürecinde tutuklandı. 3 Şubat 2017’de cezaevine konulmadan kısa süre önce beyin ameliyatı geçirdi. Felç olmasına rağmen “Kaçma şüphesi var” denilerek bilinci kapanana kadar tahliye edilmedi. Erdoğan, 18 Ağustos 2018’de serbest bırakıldıktan dört gün sonra hayatını kaybetti.
Yargıtay 15’inci ve 23’üncü Dairesi üyesi hâkim Mustafa Erdoğan, Aralık 2016’da memleketi Antalya’da beyin tümörü teşhisi ile hastaneye yatırılmıştı. Beyin ameliyatı olan Erdoğan hakkında aynı dönemde yakalama kararı çıkartılmıştı. Antalya 3. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan hakim Erdoğan’ın mal varlığına, maaşına ve banka hesaplarına da tedbir konulmuştu.
Tutuklandığı günden itibaren sağlık durumunu gerekçe göstererek avukatları aracılığı ile tahliye talebinde bulunan Erdoğan’ın bu başvuruları sonuçsuz kalmış ve hastanenin tutuklu koğuşunda vücudunun yarısı felçli halde altı ay tutulmuştu. Erdoğan’ın ailesi ile görüşmek için yaptığı başvurulara da cevap verilmemişti. Sağlık sorunları gerekçesiyle serbest bırakılması için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuran Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aygün’e de mahkeme, “Tutuklunun herhangi bir tehlikede olmadığı” cevabını vermişti. Mustafa Erdoğan’ın kızı Buket Erdoğan, “Ziyaretçiye bile izin verilmedi, babamı göremedim” demişti. Yoğun bakımdayken bile ailesi ile görüştürülmeyen Mustafa Erdoğan’a yapılan zulüm unutulmadı. Birçok sosyal medya kullanıcı Erdoğan’a yapılanların unutulmaması için paylaşımlarda bulundu.
Hukuk fakültesi öğrencisi Buket Erdoğan babasının sesini duyurmak için yazdığı mektupta sağlık durumunun ciddiyetine dikkati çekerek şunları söylemişti:
“Babam hukuksuzlukları dile getirmekten hiçbir zaman çekinmezdi. Sonrasında hastanede alınan ifadesinde de HSYK’nın tarafsız olmadığını yine korkmadan vurguladı. Babam hakkında ertesi gün yakalama kararı çıkmıştı, ancak henüz OHAL ilan edilmemesine rağmen usulsüz yakalama yapmaktan, Yargıtay üyelerini evlerinden kelepçe ile şiddetle götürmekten çekinmiyorlardı. Babam kendi sağlığını düşünerek teslim olmadı. Çünkü tutuklanan Yargıtay üyelerinin hangi koşullarda bekletildiğini duyuyorduk. Hayatımız hiç beklemediğimiz bir anda tepetaklak oldu. Babam suçlu olduğu için değil usulsüzlükler olduğu için teslim olmadı. Baş ağrıları olmasına rağmen dairedeki işler aksamasın diye izin kullanmamıştı. Annem Antalya’daki düzenini sağladığında babamın baş ağrıları epey arttı. Yapılan tetkiklerde babamın beynindeki tümörün 3. evrede olduğu ve bir an önce ameliyat edilmesi gerektiği söylendi.”
“Babam özel bir hastanede beyin ameliyatı oldu. Hastaneye yatış yapıldığı anda polisler geldi. Babam yoğun bakımdaydı. Ben sadece onun sağlığını düşünüyordum, ancak yoğun bakım kapısının önünde polisler nasıl tutuklayıp götüreceklerini tartışıyorlardı. Ameliyattan sonra sol tarafı felç kaldı. Babamın yoğun bakımda geçirdiği 5 günde 5 yıl yaşlanmış olabilirim. Onu bu halde götürürlerse iyileşemez korkusuyla ne olacağından bihaber beklemekten başka çaremiz yoktu. 30 Aralık 2016 günü babamı polisler eşliğinde Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi A blok 8. kattaki Hematoloji bölümünde bulunan tutuklu odasına naklettiler. Babam ameliyattan sonra kendini penceresi bile olmayan küçük bir odada buldu. Polisler sürekli nöbet tutmakta ve felçli olan bir adamın kaçabileceğini vurgulamaktaydı. Babamın yattığı odada 2 kat parmaklıklar bulunmakta. Hep acil bir durumda doktorların bu parmaklıkları nasıl aşıp da müdahale edebileceğini düşündüm. Babam bir hücrede yaşam savaşı vermekte. Doktorlar en iyi ihtimalle 2 yıl daha yaşayacağını söylüyor. Suçsuz olduğu halde son zamanlarını bu şekilde geçirmesi kanunen ne kadar uygundur? Suçsuz olduğu anlaşıldığında bize bu kaybettiğimiz zamanı nasıl geri verecekler? Sadece anlatmak istedim. Anlamayacaklarını bile bile. Çünkü yaşamadan anlaması, kabul etmesi oldukça güç bir durum.”