Hatice Akçabay İngilizce Öğretmeni,
  • Ölüm Tarihi 18/07/2018
  • Öldüğü Yer Meiriç Nehri
  • Ölüm Sebebi Meriç'te boğulma
  • Defin Tarihi ,

ÖZGEÇMİŞ

İngilizce Öğretmeni Hatice Akçabay ve öğretmen eşi Murat Akçabay, önce işlerini kaybetti. Sonra tutuklanma endişesiyle 23 ay saklanmak zorunda kaldı. 18 Temmuz 2018 gece yarısı Meriç Nehri üzerinden Yunanistan’a geçmeye çalışırken botları alabora oldu. Hatice Akçabay(36), ve üç oğlu Ahmet Esat(6), Mesut(5), Bekir Aras(1) Meriç’in sularında can verdi. Aileden geriye baba Murat Akçabay kaldı. Anne ve iki çocuğun cenazesi bulunurken, Ahmet Esat’ın cenazesi bulunamadı.

Murat Akçabay ve Hatice Akçabay, çalıştıkları kurumlar KHK’yla kapatılan iki öğretmendi. 15 Temmuz’dan on binlerce öğretmen gibi onların da hayatı altüst oldu. Hizmet Hareketi’yle bağlantıları nedeniyle haklarında arama kaydı çıkartılınca 23 ay saklanmak zorunda kaldılar. Endişeleri ikisinin de tutuklanıp, üç çocuklarının ortada kalmasıydı.

İşsizlik, çocukları hastalandığında tedavi ettirememe, tüm sosyal haklardan mahrum kalma artık dayanılmaz noktaya gelince Türkiye’yi kaçak yollardan terk etme kararı aldılar. 18 Temmuz 2018 gece yarısı Meriç Nehri üzerinden Yunanistan’a geçmeye çalışırken botları alabora oldu. Hatice Akçabay(36), ve üç oğlu Ahmet Esat(6), Mesut(5), Bekir Aras(1) Meriç’in sularında can verdi. Aileden geriye baba Murat Akçabay kaldı. Anne ve iki çocuğun cenazesi bulunurken, Ahmet Esat cenazesi ise bulunamadı.

Murat Akçabay, 8 Temmuz 1982’de Hatay’ın Kırıkhan İlçesi’nde doğmuş. İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü’nü bitirdikten sonra 2010 yılında Hatice Akçabay’la tanıştı. Hatice Akçabay, üniversiteye giriş sınavında Karaman dil puanı birincisi, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Mezunu bir öğretmendi. Murat ve Hatice Akçabay, Ekim 2010’da evlendi. Üç çocuklu ailenin çocukları sırasıyla; 2012’de Ahmet Esat, 2014’te Mesut ve 2017’de Bekir Aras dünyaya geldi. 15 Temmuz’dan sonra çalıştıkları kurumlar kapatılan öğretmen çift, arabalarını satıp bir süre idare etmişler ancak Murat Akçabay hakkında arama kararı çıkartılınca, gizlenerek geçirecekleri zor aylar başlamıştı. Birkaç defa adres değiştiren ailenin hayatı Hatice Akçabay hamile kalınca daha da zorlaştı. Doğumhane kapısında gözaltına alınan kadınlardan biri olmamak için Hatice Akçabay, kontrollerini aksatmak durumunda kaldı.

Hatice Akçabay 36 yaşında, üniversiteye dereceyle girmiş ve İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiş başarılı bir öğretmendi. Eşi Murat Akçabay ile 2010 yılı Ekim ayında evlendi. 2012 yılında Ahmet Esat, 2014 yılında Mesut ve 2017’de Bekir Aras dünyaya geldi. 3 çocuk annesi Hatice Akçabay’ın çalıştığı özel eğitim kurumu KHK kararıyla kapatıldıktan sonra eşi hakkında yakalama kararı çıktı. Çocuklarının güvenliği için 23 ay saklanmak zorunda kalan çift defalarca adres değiştirdi. Hatice Akçabay hamile kalınca işler daha zorlaştı. Hakkında yakalama kararı olup olmadığını bilmeyen Hatice Akçabay doğumhane kapılarından gözaltına alınan diğer masum kadınlar gibi mağdur olmamak için doktor kontrollerine gitmedi.

BoldMedya’da acı kayıplar sonrasında konuşanMurat Akçabay hayat hikayelerini ve yaşananları şöyle anlatmıştı:

SAKLANARAK GEÇEN YILLAR

“Bekir Aras 19 Nisan 2017 yılında dünyaya geldi. Eşimin aranıp aranmadığını bilmiyoruz, hamilelik sürecinde neredeyse hiç kontrole gitmedi. Doğum günü hastaneye gittik. O zaman ben artık arandığımı biliyorum. Hatice gelmemi istemiyor ama kimse yok yanında ben de girdim. Doğum oldu hemen çıkmaya çalıştık. Doktor Hatice’nin bir gün daha kalmasını istedi ama mesuliyet kabul edip imza attık, koştura koştura çıktık.

Doğum yaklaştıkça acaba yakalanma durumu olacak mı stresi vardı. Sonrasında annesinin sütü gelmedi, mamaya geçtik ama alerjisi varmış. Çıkartıyor. Bekir Aras bir türlü gelişmiyor. Doktora da götüremiyoruz ama akranlarıyla kıyas edince gelişmiyor. Hastalandı, test yapmaya götürmemiz lazım, gidemiyoruz. 10 gün kadar ciddi hasta, doktor arkadaşım vardı eve gelip kontrol ettiler. Çıkışta ‘çocuk ölebilir’ demişler o kadar ciddi hastalanmış. Sonra atlattı, ek gıdaya geçti toparladı.”

“Tabi saklandığımız süreçte hayatımız kısıtlı, giriş çıkışlarımız problemli. Çocuklar bizimle birlikte aynı sıkıntıyı yaşıyor. Dışarı çıkmak, eğlenmek, okula gitmek istiyorlar ama yapamıyoruz. Bir gün köpek almaya karar verdik Mesut için. Adını zeytin koyduk. Site yönetimi istemese de bir köşede Zeytin’le beş ay geçirdiler. Sonra yaşadığımız evde bir kısıntı çıktı. Şubat 2018’de evde ayrıldık. Ayrılacağımız vakte kadar beş farklı yerde kaldık. Tabi Zeytin’i barınağa vermek zorunda kaldık. Meriç yolculuğuna çıkarken de çocukları Survivor’a çıkıyoruz diye motive etmiştik, kazanırsak da Mesut’a yeni bir Zeytin alma sözü vermiştim. Son güne kadar da mesut Zeytin diyordu, onun aşkıydı Zeytin.”

“İŞKENCE HABERLERİ GELİYORDU”

15 Temmuz’da evde çay içerken televizyondan her şeyi gördüğünü anlatan Akçabay, ardından gözaltına alınan arkadaşlarının işkence gördüklerine ilişkin bilgiler geldiğini, tanıdığı bazı arkadaşlarının gözaltına alındıktan sonra 80 güne varan sürelerde ortadan kaybedildiklerini söylüyor.

“TUTUKLANIRSAK KİMSENİN HAKKINA GİRMEYELİM”

Bazı ifade tutanaklarında isminin geçtiğini öğrenen Murat Akçabay, eşi Hatice Akçabay’la ikisinin de tutuklanma ihtimali üzerine yaptıkları konuşmayı anlatıyor:

“İkimizin de yakalanabileceğini ve ikimizin de hapse girebileceğini düşündük. Bunu tekrar tekrar birbirimize hatırlattık. Ama girdiğimiz zaman da hiç kimsenin hakkına girmeyeceğiz dedik. Gelip de önümüze bir şey koyup imzala derlerse gücümüzün yettiğince dayanacağız. Burada çocukların geride kalması en büyük korku ama diğerinde başka birinin canını yakıp onun çocuklarını babasız annesiz bırakma ihtimali var. İkimiz de tutuklanırsak, çocukları ne yapacağımızı da konuşmuştuk.”

“MERİÇ’İ GEÇME KARARINI KOLAY ALMADIK”
Murat Akçabay oldukça zor ve zaman zaman hıçkırıklarına hakim olamadığı röportajda, kendi yaşadığı büyük trajediyi ve sürece ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

Kötü ihtimalleri düşündünüz mü?

Başımıza gelebilecek olayları biliyorduk. Evden çıktığımız andan itibaren yolda yakalanma durumu, nehri geçememe, geçince Yunanistan’da mı kalacağız, başka yere mi gideceğiz? Bizim evden çıkarken bir hedefimiz var ama bir yönüyle meçhule gidiyorsunuz. Bilmediğiniz diyarlara yelken açıyorsunuz, sadece birileri gitmiş biz de gideriz diye ümit ediyorsunuz, çünkü bu hayatın sürdürülebilirliği yok. Yaklaşık 23 ay saklanarak geçtik.

Ülkeyi terk etme noktasında bardak nasıl taştı?

Geçim meselesi var, aracımızı satmıştık belli bir yere kadar onunla gittik. En önemlisi çocukların okulu var, bir sene yollamadık ama nereye kadar gidecek. Hastane ihtiyacı var, Hatice dört kere ameliyat oldu, Allah yüzümüze baktı da biri yardımcı oldu ama sürdürülebilir değildi artık.

Sonra nasıl karar aldınız?

Çıkan arkadaşlarımız vardı onlara sorduk. Yollar aradık, hangisi güvenli diye. Hangi yoldan çıkacağımıza karar verdiğimiz zaman dilimi hayatın en stresli anlarıydı. Üç çocuğumuz var, çetin bir yolculuğun beklediğini biliyoruz. Günlerce, haftalarca yol aradık. Bir noktada eşim ‘kimse bizim kadar yol aramadı artık birine karar verelim’ dedi. Diğerlerine göre daha pahalı olsa da en güvenli gördüğümüz yola karar vermiştik ama bir takdir var.

Tek başınıza çıkmayı düşündünüz mü?

Tek başına çıkmayı değerlendirdim. Eşimin de aranması var. Ben yurt dışına çıksam, o da yakalanıp tutuklansa çocuklar ortada kalacak, daha sıkıntılı bir durum. Çok aldık verdik. Ahmet Esad ve Mesut’u bırakıp çıksak, sonra orada hayat kurup onları da alsak mı diye. En son geldiğimiz yerde, birlikte gidelim ayrılmayalım diye karar aldık.
Karar verdikten sonra ilk düşündüğümüz şey Hatice’nin babasıydı. Hastalıkları vardı, bir daha görebilir mi belli değil. Hatice, Karaman’a gitti, babasıyla ailesiyle helalleşti geldi.

Meriç’i geçerken hayatını kaybedenleri duymuş muydunuz?
Meriç’ten geçerken şehit olan Abdürrezzak ailesi ve Maden ailesi geldi aklımıza. O zaman da çok üzülmüş, çok ağlamıştık, onlar geldi aklımıza. Ama geçen çok daha fazla insan var, geçeceğiz ve yeni bir hayat kuracağız diye düşünüyorsunuz, yakalanmama üzerine konuşmaya başlıyorsunuz. 18 Temmuz 2018’de geçmeye karar verdik.

BÜYÜK TRAJEDİNİN YAŞANDIĞI GÜN
O gün ne oldu?
18 Temmuz günü geldi hava durumuna baktım, Trakya’da Edirne’de yağmur görünüyor. Kaçakçıyı aradım, ‘burada yağmur görünüyor, benim üç çocuğum var, eşim yüzmeyi bilmiyor, Allah korusun bir şey olabilir biz haftaya geçelim, sular yükselmiş olabilir’ dedim. Hiçbir şeyin olmadığını, emin olabileceğimizi, bir gün önce başkalarının geçtiğini söyledi, yolların tıkanabileceğini, tüm hazırlıkların tamam olduğunu belirtti. Tabi bir yerde eliniz de kaçakçıya mahkum, bazı yerlerde kaçakçıya rağmen bir şey yapamıyorsunuz.
Yola çıktık, Edirne’ye vardık. Ben can yelekleri almıştım, kaçakçı gerek yok dediği halde. Hava karardı, başka iki kişi geldi bizi almaya galiba Pakistanlı’ydılar, çat pat Türkçeleri var. Can yeleğine gerek yok, biz size vereceğiz, yolumuz var dediler. Biz göz göze geldik eşimle. Can yeleği poşetlerinden birini bırakalım dedik. İçinde iki yelek olan poşeti bırakacağımıza üç yelek olan poşeti bırakmışız.

SURVIVOR’I BİZ KAZANACAĞIZ
Yola çıktık, yürüyüş yolu var, hızlı hızlı yürüyorsunuz, artık yola çıkınca ipler kaçakçıların elinde. Bazen korkutuyorlar, bağırıyorlar, acele ettiriyorlar. Biz bir yandan çocukları motive etmeye çalışıyoruz, Survivor’u biz kazanacağız vs.
Bekir Aras benim kucağımda, dört kaşık uyku ilacı içirdik, kaçakçılar ağlarsa asker duyar demişlerdi. Sırtlarımızda çanta var, çocukların ellerinden tutuyoruz, Mesut Aras’la Ahmet yürüyor. Hatice’nin taşla ilgili rahatsızlıkları var, Hatice ile Mesut arkada kalıyor. Kaçakçı bağırıyor ama ben Hatice’ye ‘ancak bu kadar yapabilirsin zorlama kendini’ diyorum, maraton gibi koştur koştur gidiyoruz.
Bir yerde ezan okundu, Hatice ‘herhalde bu da son ezanımız olur’ dedi. Ben de öyle deme Allah büyük yine geliriz dedim. ‘Ne bileyim’ dedi.

SUSTURUN BEBEĞİ ASKER DUYAR!
Ahmet Esad sürekli neden askerden kaçtığımızı soruyor. Kaçakçı sürekli asker diyor. Ben de Survivor’da onlar da görmemeli diyorum. Mesut’u da yeni Zeytin alacağız diye motive ediyorum.
Bir yerde Bekir Aras uyandı. Ağlamaya başladı. Kaçakçılar bağırdı, çocuğu uyutmanız lazım asker duyar. Ben susturamadım. Annesinin kucağına verdim. O arada kısa bir bekleme oldu. Can yeleğini giydireyim dedim. Ahmet Esad’a can yeleğini giydirdim. Mesut’a giydireceğim baktım ki ikili poşeti almışız. İkinci yeleği Hatice’ye giydirmek için bekliyorum, bebeği uyutuyor. Can yeleği elimde kaldı. O arada kaçakçılar koştur koştur acele ettirdiler, yeleği giydiremedim. Nehre ne kadar var onu da bilmiyoruz. Bir yerde fırsatını bulur Hatice’ye giydiririm diyorum.
Mesut bir yerde yürüyemez oldu. Onu da kucağıma aldım. Artık nefes nefese kaldığımız anlar. Sonra nehrin oraya geldik. Bir araba ışığı göründü. Gerçekten asker mi bizi korkutmak için mi yaptılar bilmiyorum, asker geldi dediler. Hızlıca botu suyun içine atıp bizi aceleyle bindirdiler. Tahminim bir buçuk iki saattir yürüdük.

BOT ÇOK HIZLI SU ALMAYA BAŞLADI
Nehrin ortasına kadar geldik. Ben Hatice’ye doğru hafiften eğilip, ‘Allah’ın izniyle artık bitti’ dedim. İnşallah dedi. Karşıya geçti bot. Karşıda vardığımız yer iki metreden daha yüksek bir alan, oradan çıkamayız diye tekrar botu nehrin ortasına doğru ittiler. Nehrin ortasına iterken suyun içinde yatmış bir ağaç, tam batmamış.

Bot ağacın üzerine çıktı. Geçemiyor da geri de dönemiyor takıldı. Botun diğer tarafı yattı, çok hızlı su almaya başladı. Hatice’ye ağacı tut diyemeden, bot alabora oldu. Mesut’la Ahmet Esat’ı yakaladım. Kendimi kıyıya doğru atmaya çalışıyorum ama olmuyor yapamıyorum. Bir yerde bir ağacın ucundan tuttuk. Ama sağlam bir dal değil, sabitleyemiyor bizi, gidip gidip geliyoruz. Ahmet Esat tuttu dalı. Ben bir elimle dalı diğer elimle Mesut’u tutuyorum.

40-50 metre daha sürüklendik. Ben bir yerde yolunu bulur ikisini çıkartırım, Hatice ile Bekir Aras nerede diye aklım hep onlarda. Elimle Mesut’u ittim ileri doğru, o tuttu. Sonra Ahmet Esat’ı aldım, ileriye iteceğim. Dönünce baktım ki Mesut düştü. O düşünce bir an atlasam peşinden. Ahmet Esat düşerse bir daha bulamam diye düşündüm. Ahmet’i de alıp atladım peşinden. İlerde Mesut’u yakaladım.

ONU KALDIRINCA BEN BATTIM
Ayışığı zifiri karanlık. Mesut acaba su yuttu mu, öldü mü diye kendime çevirdim. Gözleri ayrılmış. Ölmek üzere. Mesut batmasın hava alabilsin diye onu yukarı kaldırdım. Kaldırınca ben battım. Bu arada Ahmet’in sesini duyuyorum o hep ‘baba’ diye bağırıyor. Çıkamıyorum artık, önüme doğru bıraktım çocukları, çıkıp tekrar tutacağım. Derman kalmadı, bir türlü suyun içinden çıkamıyorum, yorulduğunuzun bir anda farkına varıyorsunuz. Allah’ım rüya mı bu, ne olursun bana güç ver ben ölürsem hepsi ölür diyorum.

Sonra ben kendimden geçmişim, kaç saniye bilmiyorum, suyun üzerinde döşek gibi yatıyorum, nehir beni aşağı götürüyor. Ahmet Esat, Mesut diye bağırdım sesleri yok. Sağa sola bakıyorum ses yok. Elime bir dal geldi tuttum. Çocuklar gitmiş, Hatice gitmiş.

Sonra bir ses duydum. Hatice sen misin diye bağırdım. Benim dedi. Sakın bırakma geleceğim dedim. Neredesin ses ver. Hatice’nin sesi de gitti.

KAPKARANLIK BİR YER
Allahım nereye gideyim, nereye yüzeyim. Kapkaranlık bir yer, gözümün önünü göremiyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Gitti. Mahşeri yaşamak nedir bilmiyorum ama herhalde o mahşerdi.
Yardım edecek hiç kimse yok. Kaçakçılar kendilerini hemen attı, hiç kimse peşimden gelmiyor. Allah mahşeri yaşattı, hepsi elimden gitti. Ben o dala tutundum kaldım. Ses gelmiyor.
Telefon vardı, yurt dışından içinden birilerini aradım. Bir anlam ifade ediyor mu bilmiyorum ama bot battı, çocuklar gitti, ekiplere haber edin dedim. Yarım saat sonra kaçakçıların sesi geldi. Yönlendirdiler, çıkardılar, çıkmama yardımcı oldular. O duygular anlatılmaz.

İntihar haram olmasa yüz defa ölümü seçersiniz. Sonra Yunanlı polisler geldi. Arama çalışmaları dediler ama tabi benim elimde gitti Mesut. Az çok biliyorum. Kurtulacak diye teselli ettiler ama elimde gitti. Bir adım kalmıştı.
İki gün sonra 20’sinde Hatice ile Bekir Aras bulundu. 27’sinde Mesut bulundu. Ahmet Esad hala bulunmadı.
Arkadaşlar da geldiler. Hem polis karakollarını, hem oradaki balıkçı kahvelerini, sınır hattındaki köyleri her gün araştırdık, sorduk. Ahmet Esat’ı arıyorduk. İki ay oralarda araştırdık Ahmet Esat’la ilgili haber gelmedi, hala gelmedi.”

KAYNAKLAR:

https://boldmedya.com/2019/07/18/ailesini-mericte-kaybeden-murat-akcabay-ilk-kez-konustu-rabbim-mahseri-yasatti/

Copyright © 2021 Tenkil Museum