Emin Balıkçı İmam, Diyanet İşleri Başkanlığı
  • Ölüm Tarihi 07/12/2018
  • Öldüğü Yer Ankara-Mamak
  • Ölüm Sebebi Trafik Kazası
  • Defin Tarihi 08.12.2018, Düzce

ÖZGEÇMİŞ

ZULMÜN AİLELERE UZANAN KOLLARI

Hizmet Hareketine yönelik her türlü yok etme eylemini içinde barındıran planlı kıyım, hiç şüphesiz sadece suçsuz yere hapse atılan insanlarla sınırlı kalmadı. Bu kıyımdan en az onlar kadar payını alan bir diğer önemli kesim de onların aileleri oldu. Örgütlü terör karşısında mücadele edecek hukuki kanallardan yoksun aileler, bir yandan yasada kendilerine dayanak noktası ararken, diğer yandan cezaevlerinde adeta ölmesi istenen yakınlarının; evlatlarının, anne yahut babalarının yükünü omuzlamaya çalıştılar.

Cezaevini içeride kalan için biraz daha çekilmez kılan da ailesinin içine düştüğü bu sıkıntılar oldu. Bilhassa tutuklamaların önemli bir çoğunluğunun ailenin yaşadığı şehirden uzakta gerçekleşmesi, cezaevi görüşlerini dahi başlı başına bir sorun haline getirdi. Bu sebeple kendi durumundan şikâyet etmeyi unutan suçsuz mahkumların tek derdi, ziyaret için yollara düşen ailelerinin sağ salim evlerine dönmelerini istemekten ibaret hale geldi. Endişeleri ileri düzeyde olan çoğu mahkûm, ailesinden ziyarete gelmemelerini istemeye mecbur kaldı. Çünkü dört duvar arasında tutsak kalan kişi için uzak gibi görünen her kaza olasılığı çok yakın, olmaz gibi görünen her felaket yanı başındadır. Ve bu korkulan kazanın ‘görüş’ niyetiyle çıkılan bir yolda yaşanması ise kaldırılamaz bir acıdır.

Bu acıyı zulüm sürecinde ne yazık ki pek çok aile yaşadı. Civelek ailesini bize tanıtan da yaptıkları elim kaza ve sonrasında yaşadıkları oldu.

ZORLU ‘GÖRÜŞ’ YOLLARI

5 Nisan 2017 tarihinde İstanbul Sultanbeyli’de öğretmenlik yapmakta iken gözaltına alınan Enes Evren Civelek (37), iki gün sonra 7 Nisan’da tutuklanarak Ankara Sincan T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Civelek, 40 gün sonra ikameti olan Düzce’ye nakil istemesine karşın Kırıkkale’deki Keskin Cezaevi’ne sevk edildi. Düzce’den Keskin’e günü birlik gidip gelmeler ailesi için maddi manevi pek çok zorluğa yol açtığı için çeşitli aralıklarla sevk istemeye devam etti. Eşi Hatice Civelek’in 2 küçük kızıyla yollarda çektiği sıkıntı aylar boyu sürdü. Nereye gittiklerinin idrakinde olmayan, uykularından uyandırılarak koyuldukları yola dair çocukların tek bildiği, o yolun onları babalarına götürdüğüydü.

672 sayılı KHK ile öğretmenlikten ihraç olan Hatice Civelek, aylar süren yol macerasında eşini ancak 3 kez görebildi. Ailecek gidilen görüşlerde “Acaba beni de alırlar mı, çocuklarım yalnız ve kimsesiz kalır mı” endişesi yüzünden uzun süre içeri giremeden geri döndü. Her türlü riski göze alarak girdiği 4. görüş sonrasında ise büyük bir trajedi yaşanacaktı.

AYNI AİLEDEN 4 ACI ÖLÜM

7 Aralık 2018 Cuma günü görüş için kızları Betül (3) ve Naime’yi (8) aracın arka koltuğuna yatıran Hatice Civelek, babası Emin Balıkçı’nın (55) kullandığı araçla o gece Düzce’den Keskin’e doğru yola çıktı. Görüşte oğlunu görmek için Rize’den gelen Enes Civelek’in annesi Havva Civelek (58) de vardı.

Hasret giderilen görüş sonrasında Havva Civelek’in de aralarına katılması ile gelenler 5 kişi olarak dönüş yoluna koyuldu. Ancak araç Ankara Mamak mevkiinde yoldan çıkarak şarampole yuvarlandı. Ve defalarca reddolunan nakil talepleri yüzünden aynı aileden 4 kişi görüş yolunda yaşadıkları bu trafik kazasının ardından hayatlarını kaybetti. Ağır yaralı olarak kazadan kurtulan tek kişi Hatice Civelek oldu. 2 küçük kızı, annesi ve kayınbabasını kaybeden Enes Civelek, acı haberle yıkıldı. Kazanın ardından Civelek’e Düzce’de kızlarının, Rize’de annesinin cenazesine katılması ve Ankara’da hastanede yatan eşini ziyaret etmesi için toplam iki gün izin verildi.

Çocuklarını kendi elleriyle toprağa veren Evren Civelek, büyük bir psikolojik bunalımın içine düştü ve ağır ilaçlar kullanmaya başladı. 7 Aralık gününü daha sonra eşine gönderdiği mektupta şöyle anlattı: “Ablası Naime’nin arkasına koydum Betül’ümü. Zira annesi öyle istemişti, aynı kabre konsunlar demişti. Naime’nin yüzü gülüyordu. Bir tebessüm vardı simasında, sanki uyanmış ama uyuyormuş gibi yapıyordu. Betül’ümün yüzünde ise bir endişe, hüzün vardı. Üç kez kıbleye çevirdiğim halde başını bana doğru döndürdü. ‘Sizi Allah’a emanet ediyorum’ dedim yavrularıma. Betül’üme, ‘Allah benden de annenden de daha merhametlidir’ dedim. Yüzünü bana dönmeyi bunu söyleyince bıraktı Betül’üm.”

Hapishane arkadaşlarının verdiği bilgiye göre, kazadan sonra Evren Civelek uzun süre avluya çıkmadı, kendini hücresine kapattı ve ölen iki kızının ismini geceler boyu hücresinden gökyüzüne haykırarak bütün mahkumları ağlattı.

Eşine yazdığı mektupta, “Dünyada acıların en büyüğünün evlat acısı olduğunu söylerlerdi, yakinen anladım.” diyen acılı baba devamında şunları dile getiriyordu: “Kaza günü yaklaştıkça sanki içimdeki bir şey beni sıktıkça sıkıyor. Bilemiyorum. Rabbim hayırlısını versin… Günler geçip gidiyor. Nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Anlayabildiğim tek bir şey var o da kaybettiklerim. Her geçen gün, her geçen dakika daha daha derine batan bir acı bu. Geçmeyen ve üstelik şiddetini artırdıkça artan bir ağrı. Rabbim sabrımızla imtihan ediyor bizi. Ya Sabur.”

‘ÖRGÜT ÜYELİĞİ’ İDDİASINA: 25 YIL 6 AY HAPİS

Civelek çiftinin yaşadığı acı bununla da bitmedi. 28 Ocak’ta Ankara 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada dosyasında ne ByLock ne de Bankasya bulunan Evren Civelek, sadece birkaç kişinin ifadesi doğrultusunda “örgüt üyesi” olduğu iddiasıyla 25 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yaşadıkları hukuksuzluğu kabul etmeyen ve mücadele başlatan Hatice Civelek, eşi Evren Civelek’in tahliye olması için sesini duyurabildiği her kanaldan yetkililere seslendi.

KHK TV’ye konuştuğunda yaşadıklarını şöyle özetlemişti: “…İlk başta sadece işimi kaybettim diyordum. Sonra eşimi kaybettim. Her bir olay bir sonrakini hafifletir hale geldi. Şimdi babamı, evlatlarımı ve sağlığımı kaybettim. Bütün bunları aynı anda yaşamak oldukça zordu. Tek istediğimiz eşim gelsin. Biz karı koca yaşadığımız bu sıkıntıları birlikte atlatalım… Evladın vefat ediyor, eşinle sarılıp ağlayamıyorsun… eşimin çıkması gerekiyordu. En azından tutuksuz yargılanması gerekiyordu. Tutuklu yargılanmaya devam etti. Bir buçuk ay sonra da maalesef 25 yıl ceza aldı. Bunun hiçbir sebebi yok. Makuliyeti yok. Bütün bunlar üst üste gelince hücrede kalan, evlatlarını kaybeden, eşi hasta yatakta yatan, annesini kaybeden birisinin yaşaması kaçınılmaz olayı yaşadı. Psikolojisi bozuldu. Bu sarsılmanın üzerine ciddi psikolojik ataklar yaşadı…”

“EŞİM AKLINI KAYBETMEK ÜZERE”

Derinleşen mağduriyeti üzerine bir de mektup kaleme alan Hatice Civelek, yaşadıklarını en hafif şekliyle özetlediği yazısında, hasta eşinin tahliye edilip tedavi görmesi talebini yeniledi:

“Ben 1986 doğumlu Hatice CİVELEK. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 672 sayılı KHK ile ihraç olmuş bir sınıf öğretmeniyim. Eşim EVREN CİVELEK ise 5 Nisan 2017 tarihinde İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinde bir devlet lisesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yaparken gözaltına alındı. 7 Nisan günü ise tutuklanarak Ankara Sincan T Tipi CİK’na gönderildi. Oradan yaklaşık 40 gün sonra biz ikametimiz olan Düzce’ye sevk istemiş olmamıza rağmen Keskin CİK’na sevk edildi. Burada yaklaşık 3 ay kaldıktan sonra mahkemesi oldu. Mahkemede öğrendik ki koğuş içinden de bir şikâyet olmuş. Daha sonra bu şikâyetten de bir mahkeme açıldı ve mevcut mahkeme ile birleştirildi. Eşim ilk mahkemeden sonra tekli odaya alındı.

Belli aralıklar ile 6 duruşma görüldü. Hiçbir delil olmadan sadece itirafçıların ifadeleri ile mahkemeler ertelendi. Bu süreç boyunca da eşim sürekli Düzce’ye sevk istedi. 7 Aralık 2018 tarihinde ben, babam (Emin Balıkçı), kayınvalidem (Havva Civelek), kızlarım (Naime Berra ve Betül Civelek) Keskin’e eşimi görmeye açık görüşe gittik. Görüşten Düzce’ye dönerken Ankara Mamak’ta trafik kazası geçirdik. Kazada babam, kayınvalidem ve kızlarım hayatlarını kaybettiler. Ben ise çeşitli kırıklarla kurtuldum. Sırtımdaki omurga kırığından ameliyat olarak hastaneden taburcu oldum.

İnsanlar anne – babasını kaybetme, evladını kaybetme, sevdiklerinin yaralanması, işini kaybetme, özgürlüğünü kaybetme gibi olayların sadece birini yaşadığında bile ağır psikolojik sorunlar yaşarken eşim bunların hepsini aynı anda yaşadı. Bunun sonucu olarak da hem psikolojik hem de fizyolojik çöküş kaçınılmaz oldu. Eşim zaten şeker hastası idi. Yaşadıklarından sonra bu hastalığı çok daha ağır seyretmeye başladı.

Kazadan yaklaşık bir buçuk ay sonra 28 Ocak 2019 tarihinde Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davasında 7. duruşmada biri mevcut davasından diğeri birleştirilen davasından 12 yıl ve 13 yıl 6 ay olmak üzere toplam 25 yıl 6 ay ceza aldı. Gerekçeli karar okunduğunda tüm yargı mensuplarını hayrete düşüren bu karar yetmezmiş gibi 17 Ocak 2019 tarihinde, birleştirilen ikinci dava ile ayni konu ve iddianameye sahip 3. bir dava Kırıkkale 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde acildi. Bu mahkeme de hala devam etmekte.

Ben, evlatlarını, babasını, işini, sağlığını kaybetmiş bir kadın olarak sizden yardım istiyorum. Hayattaki tek dayanağım olan (ki eşim için de aynısı söz konusu) eşime çok ihtiyacım var. Eşim, ağır seyreden psikolojik rahatsızlıkları yüzünden aklını kaybetmek üzere. Ruhi problemlerin de zirveye çıkardığı fizyolojik problemleri de (şeker, kolesterol, vb.) eşimi çok zorluyor. Evlatlarının cenazelerinde bir arada olamayan, birbirine sarılıp ağlayamayan bizler gerçek manada zor günler geçiriyoruz. Eşimin cezaevinden çıkmasını ve bir an önce psikolojik tedavisinin olmasını istiyorum. Bu konuda yardımlarınızı bekliyorum.”

“SOYKIRIM DAHA NASIL OLSUN”

Ailenin yaşadığı trajediye sessiz kalamayan HDP Milletvekili ve İnsan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından olaya tepki göstererek sorumluları görevi, insafa davet etmişti: “Bir aile daha kırıma uğradı..! Baba tutuklu, anne cezaevi ziyareti sonrası kazada yoğun bakımda ağır yaralı, çocuklar öldü. Boş dosyalarla tutukla, uzak cezaevlerine koy, nakil isteğini kabul etme, cezaevi yollarında bir aile faciası daha olsun Türkiye’de soykırım daha nasıl olsun..?”

VE GECİKMELİ TAHLİYE…

Civelek ailesinin verdiği mücadele gecikmeli de olsa kısmen netice verdi. Ankara 13.Ağır Ceza Mahkemesi, Ocak 2019’da terör örgütü üyesi olduğu iddiası ile Evren Civelek’e 25 yıl 6 ay hapis cezası vermişti. Kararı, istinaf yoluyla inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verdi, ancak Civelek’i tahliye etmedi. Bozma üzerine dosyayı ele alan ilk derece mahkemesi, Civelek’e, hakkında hazırlanan ikinci iddianameden beraat verdi. Ana iddianamede ise cezayı düşürerek 13 Mayıs 2020 tarihinde hükümle; 8 yıl 9 ay ceza vererek tahliye etti.

Civelek’in avukatı Çağlar Dilber, İstinaf Mahkemesi’nin bozma gerekçesi ile ilgili şunları söyledi: “Müvekkil hakkında dosyada somut delil olmaksızın, terör örgütü üyeliği suçunu iki kez ayrı ayrı işlediği kanaatine varılmış ve toplamda 25 yıl 6 ay hapis cezası gibi bu davalarda pek rastlamadığımız türden bir ceza verilmişti. Bu süreçte müvekkilin çocuklarını ve yakınlarını da kaybetmiş olması adeta akıl sağlığını yitirmesine yol açmıştı. Gerekçeli karar açıklandığında anlam verememeyi sürdürdüğümüz bu cezayı istinaf mahkemesi bozma gerekçesinde “hangi hükmün hangi eyleme ilişkin verildiğine dair kararın gerekçesiz olması”, dolayısıyla kararın hukuki denetimden yoksun olması nedeniyle bozmaya hükmetmiştir”

Evren Civelek, ‘verilen cezanın hukuki denetimden yoksun’ olduğu anlaşılarak tahliye edildi. Tahliye edildi edilmesine, fakat geç gelen tahliye; terör örgütü üyeliği iddiası ile tutuklanan, özgürlüğünden yoksun bırakılan, 25 yıl gibi akıl almaz bir cezaya çarptırılan, ailesinden 4 kişiyi görüş yolunda kaybeden, akıl ve beden sağlığını yitiren ve 3 yıl içinde hayatının travmasını yaşayan Civelek’in telafi edilemez kayıplar yaşamasına mal oldu.

Copyright © 2021 Tenkil Museum