Abdullah Tırpan Esnaf,
  • Ölüm Tarihi 26/10/2026
  • Öldüğü Yer İstanbul
  • Ölüm Sebebi Cezaevi koşulları
  • Defin Tarihi 27.10.2026, Tekirdağ
  • Tutuklama Tarihi 16.08.2016

ÖZGEÇMİŞ

73 yaşındaki vergi rekortmeni esnaf Abdullah Tırpan’ın cezaevi hücresinden hastane yatağına, oradan da adeta parça parça eksilterek ölüme götürüldüğü süreç, Türkiye’deki hasta mahpuslar trajedisinin en karanlık sayfalarından biri olarak tarihe geçti. 55 yıllık ticari hayatında dürüstlüğüyle tanınan yaşlı bir çınarın, tekerlekli sandalyeye mahkûm halde, beyin damarları tıkalıyken ve bacağı adım adım kangrene dönerken feryatlara kulak tıkanarak hücrede tutulması, sıradan bir vefat değil; göz göre göre, zamana yayılarak işlenmiş bir hukuk ve insanlık cinayetidir.

Tekirdağ’ın simge esnaflarından biri olan Abdullah Tırpan, 55 yıl boyunca alın teriyle kurduğu köfte ve sucuk imalathanesiyle sadece ailesinin geçimini sağlamamış, aynı zamanda şehrin medarıiftiharı haline gelerek defalarca vergi rekortmenleri listesinde ilk 10’da yer almıştı. Ticari dürüstlüğünün yanı sıra hayırseverliğiyle de tanınan, kapısına gelen hiçbir ihtiyaç sahibini boş çevirmeyen ve çocukluğundan bürokratına kadar tüm şehrin saygıyla “Abdullah Amca” diye hitap ettiği bu temiz ömür, 15 Temmuz sonrasında başlatılan Tenkil sürecinin acımasız çarkları arasında unufak edildi.

HUKUKSUZ ŞEKİLDE TUTUKLANDI

Hayatı boyunca hiçbir suça karışmamış olan 73 yaşındaki Tırpan, sırf cemaat mensubu olduğu iddiasıyla, çocuklarını yasal okullara göndermek, Bank Asya’ya para yatırmak ve derneklere bağış yapmak gibi tamamen hukuki faaliyetler gerekçe gösterilerek terörist ilan edildi ve 16 Ağustos 2016’da ilk kez tutuklandı. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan yaşlı esnaf, infaz sürecinin ardından cezasının onanmasıyla birlikte 25 Şubat 2025’te ikinci kez zindana atıldı.

Kapatıldığı Metris R Tipi Cezaevi’nin gayriinsani ve hijyenden uzak koşullarında; ileri derece diyabet, yüksek tansiyon ve sinir ucu hasarı gibi ağır kronik hastalıkları hızla ölümcül bir seyre evrildi. Konuşma yetisini kaybetmeye başladığında acil koduyla istenen beyin MR’ı bile cezaevi bürokrasisinin hantallığı yüzünden ancak 4 ay sonra çekilebildi ve beyin damarlarında yüzde 75 tıkanıklık olduğu, yüksek felç riski taşıdığı belgelendi.

CEZAEVİNDE TEKERLEKLİ SANDALYEYE MAHKUM KALDI 

Tekerlekli sandalyeye mahkûm kalan, ellerinde ve ayaklarında his kaybı yaşayan Abdullah Tırpan’ın bedeninde iyileşmeyen derin yaralar ve adım adım kangren baş gösterdi. Bu feryat karşısında başta kızı Esra Tırpan Yakut olmak üzere, insan hakları dernekleri, milletvekilleri ve vicdan sahibi kamuoyu tek bir yürek olup “Babamı kurtarın, infazını erteleyin” çığlıkları attı.

Adli Tıp Kurumu 11. İhtisas Kurulu’nun 17 Aralık 2025 tarihli ve Tekirdağ Şehir Hastanesi’nin 2026 yılı ortalarındaki skandal “cezaevinde kalabilir, kendi hayatını tek başına idame ettirebilir” raporları arkasına saklanan ne körleşmiş adalet mekanizması ne de sağırlaşan siyasi irade bu çığlığa kulak verdi; tıp etiği ve insanlık onuru, cezaevi duvarlarının ardında kasten boğuldu.

ADIM ADIM ÖLÜME GİDEN SÜREÇ: KRONOLOJİK İHMALLER ZİNCİRİ

1. Bürokratik Raporlar: “Cezaevinde Kalabilir” Israrı

• 17 Aralık 2025 (Adli Tıp Kurumu Raporu): Adli Tıp Kurumu 11. İhtisas Kurulu, Tırpan’ın tekerlekli sandalyeye bağımlı olmasına, diyabet ve ağır tansiyonuna rağmen “hayatını tek başına idame ettirebileceği” iddiasıyla cezaevinde kalmasında tıbbi sakınca görmedi.

Mayıs – Haziran 2026 (Tekirdağ Şehir Hastanesi Raporu): Yerel sağlık kurulu, Tırpan’ın hızla kötüleşen durumuna rağmen ATK ile benzer şekilde infaza cezaevinde devam edilebileceği yönünde görüş bildirdi.

2. Tıbbi Gecikmeler ve İlk Ameliyatlar

• Şubat 2026 – Konuşma Güçlüğü: Cezaevinde konuşma yetisini kaybetmeye başlayan Tırpan için nöroloji doktoru acil beyin MR’ı istedi.
• 8 Haziran 2026 – 4 Ay Sonra Çekilen MR: Cezaevi idaresinin hantallığı nedeniyle MR ancak 4 ay sonra çekilebildi. Beyin damarlarında ciddi daralma ve yüksek felç riski saptandı.
• Temmuz 2026: Diyabet kaynaklı ayak yaraları nedeniyle ilk kez hastaneye kaldırılarak ameliyat edildi ancak cezaevi hijyen şartlarında yaralar enfekte olmaya devam etti.

3. Son 20 Günlük Kritik Süreç ve Amputasyon

• 8 Ekim 2026 (Yeneroğlu’nun Ziyareti ve Uyarısı): Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Metris Cezaevi’nde ziyaret ettiği Tırpan’ın sol bacağında ileri derece kangren ve açık yaralar olduğunu belirterek, “Bir sabah cezaevinden ölüm haberi gelebilir” uyarısını yaptı.
• 20 Ekim 2026 – Hastaneye Yatış: Durumu tamamen kontrolden çıkan Tırpan, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı.
• 22 Ekim 2026 – Bacağın Kesilmesi: Sol bacak diz altından kesildi. Ancak iltihabın yukarı yayılması durdurulamadığı için diz üstünden ikinci bir kesim ihtimali doğdu.
• 25 Ekim 2026 – Kalbin Durması ve Entübasyon: Sağlık durumu ağırlaşan Tırpan yoğun bakıma alındı. Kızı Esra Tırpan Yakut, babasının kalbinin durduğunu ve ilaç desteğiyle çalıştırılarak entübe edildiğini duyurdu. Aile durumu ancak e-Nabız üzerinden öğrenebildi.
• 26 Ekim 2026 (Ölüm Günü): Sabah saatlerinde hastane tarafından “hayati tehlikesi mevcuttur, invaziv mekanik ventilasyon desteği almaktadır” raporu düzenlendi. Bu rapordan birkaç saat sonra Abdullah Tırpan hayatını kaybetti.

EL YAZISIYLA YAZDIĞI SON NOT (TEVEKKÜL BELGESİ)

Hastanede vefatının ardından eşyaları arasından çıkan, Said Nursi’nin Tarihçe-i Hayat kitabından kendi el yazısıyla kağıda döktüğü o tarihi satırlar: “Bu ihtiyarlığımın en sıkıntılı bir senesini, gençliğimin en ferahlı on senesine değiştirmem. Hususan hapiste farz namazını kılan ve tevbe edenin her bir saati on saat ibadet hükmüne geçmesiyle ve hastalıkta, mazlumiyette dahi her bir fani gün, sevap cihetinde on gün, bir bâki ömrü kazandırmasıyla benim gibi kabir kapısında nöbetini bekleyen bir adama ne kadar medar-ı şükrandır. Hadsiz şükür Rabbime dedim. İhtiyarlığıma sevindim ve hapsime razı oldum.”

KIZININ BABASI İÇİN CIRPINIŞLARI 

Abdullah Tırpan’ın kızı Esra Tırpan Yakut, babasının cezaevine girdiği andan hastanede vefat ettiği son ana kadar sesini duyurabilmek için adeta çırpınmış ve sosyal medya üzerinden kamuoyuna çok sayıda çağrıda bulunmuştur. Sürecin her aşamasında yaşanan dramı, bürokratik engelleri ve hastane koridorlarında verdikleri çaresiz mücadeleyi kelimelere döken Esra Tırpan Yakut’un hafızalara kazınan ve süreci tüm çıplaklığıyla özetleyen açıklamaları şu şekildedir:

Hastaneye İlk Kaldırılma Anı ve Amputasyon (Bacağın Kesilmesi) Onayı Çağrısı:
Babasının durumunun geri dönülemez bir aşamaya geldiğini ve bacağının kesileceğini öğrendiğinde paylaştığı ilk feryat, ailenin yaşadığı çaresizliği gözler önüne seriyordu: “Babam bugün nihayet hastaneye yatırıldı ama maalesef çok geç kalındı. Doktorlar sol bacağının kurtarılamayacağını, kangrenin yukarı doğru ilerlediğini söylediler. Babamın hayatta kalabilmesi için bacağının kesilmesi gerekiyormuş. Bacağının kesilmesi için doktorlar ailemden resmi onay aldılar. Bir evlat için bu kağıdı imzalamak, bu onayı vermek ne kadar ağır bilemezsiniz. Adalet ve insaniyet adına aylardır infaz erteleme istiyorduk, duymadınız. Şimdi babamın uzvunu kaybediyoruz. Lütfen artık sesimize ses olun. Ailece perişan durumdayız. Tek isteğimiz babamızın geri kalan ömrünü hücrede değil, yanımızda tedavi görerek geçirmesiydi.”

Yoğun Bakım Süreci ve Hastanenin Bilgi Saklamasına Karşı İsyanı:
Ameliyatın ardından babasının durumunun aniden ağırlaşması ve hastane yönetiminin kendilerine net bir bilgi vermemesi üzerine Esra Tırpan Yakut, durumu gizlice e-Nabız sisteminden takip etmek zorunda kaldıklarını şu sözlerle anlatmıştı: “Sabah kardeşim beni aradı, ağlıyordu. ‘Babamın durumu çok kötüleşmiş’ dedi. Hastaneye gittik ama görevliler bize hiçbir şekilde net bilgi vermiyorlar, adeta bizden durumunu saklıyorlar. Biz babamın yoğun bakım servisine kaldırıldığını ancak kardeşimin e-Nabız sistemine girmesiyle tesadüfen öğrenebildik. Bir hastanın durumunu evlatlarından gizlemek hangi vicdana sığar?”

“Kalbi Durmuş, İlaçla Çalıştırıyorlarmış” (Vefattan Bir Gün Önceki Son Açıklama):
Kardeşinin yoğun bakım odasına kısa süreliğine girmeyi başarmasının ardından, babasının entübe edildiğini ve kalbinin aslında durduğunu öğrendikleri anı paylaştığı o son çaresiz mesaj, tüm kamuoyunu derinden sarsmıştı: “Kardeşim bir yolunu bulup içeriye girdi, babamı kendi gözleriyle gördü. Durumu e-Nabız’da gördüğümüzden de ağırmış. Babamın kalbi durmuş, şu an sadece ilaç desteğiyle ve makinelerle zorla çalıştırıyorlarmış. Zaten entübe etmişler, bilinci tamamen kapalı. Cihazlara bağlı olarak nefes alıyor. Artık tıp olarak da hukuk olarak da yapacak hiçbir şey bırakmadılar, her şey için çok geç kaldılar. Sadece dua edin, babam için yapacak bir şey kalmadı zaten…”

Vefat Sonrası Adalet Sistemine ve Raporlara Tepki:
Babasının ölüm haberini aldıktan sonra, “cezaevinde kalabilir” raporu veren kurumlara ve Adli Tıp Kurumu’na yönelik tepkisini dile getiren Esra Tırpan Yakut, bu sürecin doğal bir ölüm olmadığını bir cinayet olduğunu vurgulamıştı: “Benim babam 73 yaşındaydı. Tekerlekli sandalyeye mahkumdu, tek bir adım atacak hali yoktu. Göz göre göre bacağını kese kese, hücre köşelerinde babamı ölüme sürüklediler. O Adli Tıp Kurumu’ndaki doktorlar, o ‘cezaevinde tek başına hayatını idame ettirebilir’ diye imza atanlar ekran karşısında kendi babalarına bu zulüm yapılsaydı ne hissederlerdi? Babamın katili o sedyede imza atan bürokratlardır. Hakkımızı helal etmiyoruz, iki cihanda da bu zalimliğin peşini bırakmayacağız.”

SİYASİ TEPKİLER

DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ölüm haberini resmi olarak duyuran Gergerlioğlu, yetkililere çok sert tepki göstererek idari ve hukuki sorumluların peşini bırakmayacağını belirtti: “Maalesef sonunda beklenen oldu. Hasta ve yaşlı mahpus Abdullah Tırpan amcayı, Çam ve Sakura Hastanesi yoğun bakımında kaybettik. Soruyorum yetkililere; bunu kendi babalarına yapsalardı ne derlerdi? Bu kadar ağır ihmalin, göz göre göre sürdürülen duyarsızlığın sonucu ancak ölüm olur. Bu sıradan bir vefat değil, ağır bir sorumsuzluktur. Kamu kurumlarından derhal açıklama bekliyoruz.”

DEVA Partisi Milletvekili Mustafa Yeneroğlu: 8 Ekim’deki fiziki gözlemlerinin haklı çıkmasının derin üzüntüsünü paylaştı: “Ayağındaki kangreni gözlerimizle gördük, uyardık, ‘Ölüm haberi gelecek’ dedik. Sağlık kurullarının ‘cezaevinde kalabilir’ raporlarının gerçekle bağdaşmadığı bugün bir kez daha acı bir şekilde kanıtlandı. Abdullah Amca’nın vefatı, bu sistemin vicdanındaki en ağır yüklerden biridir.”

GÖZYAŞLARIYLA SON YOLCUĞUNA UĞURLANDI

73 yaşındaki Abdullah Tırpan, 27 Ekim 2026 tarihinde düzenlenen cenaze töreninin ardından son yolculuğuna uğurlandı. Sol bacağı kesilen ve entübe edilen Tırpan’ın vefatı, ailesini ve yakınlarını yasa boğdu. Abdullah Tırpan’nın cenaze namazı Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesindeki Rüstem Paşa Cami’sinde ikindi namazına müteakip kılındı. Cenaze namazının ardından Tırpan’ın naaşı, Eski Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cenaze törenine Tırpan ailesinin yakınları katılarak aileye son görevlerini yerine getirdi

Lizenz: Die visuellen und textlichen Inhalte dieser Website stehen unter der Creative Commons Namensnennung – Weitergabe unter gleichen Bedingungen 4.0 International (CC BY-SA 4.0). https://creativecommons.org/licenses/by-sa/4.0/