Gökhan Açıkkollu Öğretmen, MEB
  • Ölüm Tarihi 05/08/2016
  • Öldüğü Yer İstanbul Emniyeti
  • Ölüm Sebebi İşkence
  • Defin Tarihi 18.08.2020, Konya
  • Gözaltı Tarihi 24.07.2016
  • Gözaltı Yeri İstanbul

ÖZGEÇMİŞ

İstanbul’da tarih öğretmeni olarak görev yaparken 15 Temmuz sonrası cadı avı kapsamında gözaltına alınan, maruz kaldığı 13 günlük sistematik işkence, ağır darp ve şeker ilaçlarının kasıtlı olarak verilmemesi neticesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Gökhan Açıkkollu (42), tenkil sürecinin gözaltındaki en sarsıcı işkence sembolü ve ilk süreç cinayeti olarak kayıtlara geçti.

5 Ağustos 2016 günü sabah saat 04.19’da Vatan Caddesi’ndeki emniyet yerleşkesinin bodrum katındaki C-3 Nezarethanesinde son nefesini veren Gökhan Açıkkollu, vefatından 1,5 yıl sonra Şubat 2018’de suçsuz olduğu anlaşılarak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından mezarda göreve iade edildi. Katı bir sansür, adli örtbas mekanizmaları ve tehditlere karşı eşi Mümine Tülay Açıkkollu’nun iğneyle kuyu kazar gibi topladığı deliller, adli tıp raporları ve basına sızan 13 saatlik nezathane kamera kayıtları, genç öğretmenin göz göre göre bir cinayete kurban gittiğini uluslararası arenada tescilledi.

Bir Eğitimcinin Şeker Komasıyla Başlayan Gözaltı Kabusu

İstanbul Ümraniye Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde tarih öğretmeni olan Gökhan Açıkkollu, çevresinde sakinliği, öğrencilerine olan düşkünlüğü ve beyefendiliğiyle bilinen bir idealistti:

Darp Edilerek Evden Alındı: 24 Temmuz 2016 tarihinde, henüz hiçbir somut delil yokken, asılsız bir ihbar ve isim listesi üzerinden evine düzenlenen baskınla darp edilerek gözaltına alındı. Operasyon anında yaşadığı ağır stres nedeniyle evde şeker komasına girmesine rağmen, tıbbi tedavi yerine doğrudan emniyetin bodrum katına götürüldü.

İlaçları Kasıtlı Olarak Verilmedi: Kendisi ileri derece Diyabet (şeker) ve Panik Atak hastasıydı. Eşi Mümine Hanım’ın gözaltının 4. gününde büyük zorluklarla emniyete ulaştırdığı hayati önemdeki insülin ve şeker ilaçları, polis memurları aldıkları ilaçları poşetiyle bir kenara atıldı ve verilmedi. Açıkkollu, 13 gün boyunca tıbbi yardımdan tamamen mahrum bırakıldı.

13 Günlük Sistematik İşkence ve Hücredeki 15 Şahit

İstanbul Terörle Mücadele (TEM) şubesinde tutulduğu bodrum katında, Açıkkollu’ya “itirafçı” olması ve önüne konulan hazır isim listelerini imzalaması için aralıksız işkence uygulandı:

Gözaltı süresince kan şekeri ölümcül seviyelere çıkan ve hücrede 1-2 kez ağır şeker krizi geçirerek bayılan öğretmen, apar topar Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak adli tıp muayenelerinde polislerin baskısıyla “darp yoktur, cezaevinde kalabilir” raporları düzenlendi ve yarı baygın halde tekrar işkence odasına getirildi.

15 Kişilik Şahitlik Dilekçesi: Onunla aynı nezathanede kalan ve aralarında üniversite profesörleri, adli tıp uzmanları ve esnafların da bulunduğu 15 kişi, serbest kaldıktan sonra savcılığa resmi dilekçe vererek; “Gökhan Açıkkollu’nun döve döve öldürüldüğüne gözlerimizle şahidiz. Kaburgalarının kırıldığını, nefes alamadığını feryat ettiğini duyduk. Soruşturma açılırsa şahitlik yapmak istiyoruz” dediler. Ancak dönemin savcısı bu şahitlerin tek birini bile dinlemeyi reddetti.

BOLD Medya’nın İşkenceyi Kanıtlayan Kamera Kayıtları

Soruşturmayı yürüten savcılık, avukatların ısrarlı taleplerine rağmen 13 günlük (toplam 312 saatlik) nezathane kamera kayıtlarının tamamını dosyadan sakladı. Dosyaya sadece kalp krizi anını gösteren 1 saat 25 dakikalık ayıklanmış bir kesit konuldu. Ancak sürgün gazeteciler tarafından Almanya’da kurulan BOLD Medya, Gökhan Açıkkollu’nun vefatının 3. yıl dönümü olan 5 Ağustos 2019’da o gizlenen şok görüntüleri yayımladı:

İhmalin Görüntülü Belgesi: Kayıtlarda, tek kişilik bir hücrede 5 kişiyle birlikte tutulan, yer olmadığı için 3 kişiyle aynı yatakta yatmak zorunda kalan Açıkkollu’nun, krizin başlangıç anında göğsünü tutarak nöbetçi polislerden dakikalarca yardım istediği net bir şekilde görülmektedir.

Polisin “numara yapıyor” diyerek kapıyı açmaması üzerine çaresizce yatağına dönen öğretmen, kısa süre sonra şiddetli kasılmalarla yere yığıldı. O esnada nezathanede tutuklu bulunan biri profesör olmak üzere 3 adli tıp uzmanının yaptığı tüm kalp masajı müdahalelerine rağmen, bodrum katındaki ağır hava ve geciken ambulans nedeniyle kurtarılamadı.

Kırık Gözlük, Atlet ve Cebindeki Gizli Not

Tenkil Müzesi sergilerinin günümüzde en çok ziyaret edilen ve insan hakları ihlallerinin tarihi birer vesikası olan en özel nesneleri Gökhan Öğretmen’den geriye kalanlardır:

Eşi Tülay Hanım, emniyete eşyaları almaya gittiğinde ilaçların hiç kullanılmadığını görerek büyük bir yıkım yaşadı. Eşinin gözlüğü teslim edilmeyince ve “çöpe attık” denilince, evrakı imzalamayı reddedip tutanağa “Gözlük teslim edilmemiştir” şerhi düştü. Polislerin şerhi kaldırması yönündeki tehditlerine boyun eğmeyen onurlu kadının bu direnci karşısında, polisler 10 dakika sonra arayarak “gözlüğü bulduklarını” itiraf etmek zorunda kaldılar. Sergi vitrinindeki o kırık gözlük, sorgudaki kaba dayağın en somut fiziki delilidir.

Eşofman Cebindeki Kağıt: Sergi hazırlıkları sırasında, Gökhan Öğretmen’in kriz anında üzerinde bulunan ve adli tıptan lekeleriyle teslim alınan atletinin, eşofmanının cebinden küçük bir kağıt parçası çıktı. Eşinin gözaltının ilk günlerinde gizlice iliştirdiği o notta: “Seni çok seviyoruz. Bizi merak etme. Kendine dikkat et. Ailen. Saat 02.00 / 28 Temmuz 2016” yazıyordu. Bu kağıt, hücrede eşinin tek tesellisi olmuştu.

‘Hainler Mezarlığı’ Tehdidi ve Konya’daki Sessiz Defin

Ölüm raporu tescillendikten sonra bile devlet organlarının Açıkkollu ailesine yönelik uyguladığı “sosyal soykırım” politikaları hız kesmedi:

Ceset Torbasıyla Hainler Mezarlığına: İstanbul Adli Tıp Kurumu morgunda bekletilen cenazenin, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi kararıyla kurulan ve kapısında “Hainler Mezarlığı” tabelası asılı olan kimsesizler ve cuntacılar arsasına, hiçbir dini vecibe (yıkama, kefenleme, cenaze namazı) yerine getirilmeden bir ceset torbasıyla gömüleceği aileye tebliğ edildi.

Ailenin bunu şiddetle reddedip cenazeyi Konya’ya götürmek istemesi üzerine adli tıp cenazeyi ilaçlamayı reddetti, Diyanet imam göndermedi ve belediye cenaze aracı vermedi. Aile cenazeyi kendi şahsi imkanlarıyla kaçırır gibi İstanbul’dan çıkardı. Definden önce TulayHanım, ileride uluslararası otopsi yapılabilmesi amacıyla eşinin saçından ve tırnağından örnek almak istedi. Ancak tırnak yataklarındaki işkence ve morluk delilleri kalmasın diye et tırnaktan ayrılacak şekilde çok derin kesilmişti; aile bir parça doku almakta çok büyük acılar çekti. Naaşı, memleketi Konya’da sessizce toprağa verildi.

Şebnem Korur Fincancı Raporu ve Hukuki Örtbas Süreci

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Açıkkollu’nun tıbbi evraklarını, hastane giriş çıkışlarını ve nezathane görüntülerini inceleyerek bağımsız bir uzman mütalaası hazırladı. Raporda; ölümün kalp krizinden kaynaklandığı ancak bu krizi tetikleyen ana unsurun “maruz kalınan sistematik işkence, travma, fiziksel darp ve şeker ilaçlarının kasten verilmemesiyle oluşan metabolik çöküş” olduğu açıkça tescillendi.

Savcılığın Dosyayı Kapatması: Ailenin şikayetçi olduğu işkenceci polis memurları ve hastanedeki usulsüz rapor yazan doktorlar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı jet hızıyla “kovuşturmaya gerek yoktur” kararı vererek dosyayı tamamen kapattı. Yapılan tüm adli itirazlar reddedildi ve iç hukuk mekanizmaları işkenceyi koruma kalkanına aldı.

New York Times Gözaltısı ve Meriç Üzerinden Sürgün Hayatı

Eşinin ölümünün ardından adalet arayışını durdurmayan ve uluslararası basın mecralarına konuşan Mümine Tülay Açıkkollu, siyasi rejimin yeni bir hamlesiyle karşı karşıya kaldı:

Dünyaca ünlü New York Times gazetesi muhabirlerinin bu işkence cinayetini manşete taşımak üzere Türkiye’ye gelip kendisiyle randevulaşmasından sadece birkaç gün önce, Mümine Hanım ani bir şafak baskınıyla gözaltına alındı. Amaç, uluslararası basına konuşmasını engellemek ve gözdağı vermekti.

Savcılık ifadesinin ardından adli kontrolle serbest bırakılan acılı anne, çocukları Zeynep ve Fatih’in can güvenliğini koruyabilmek ve Türkiye’de hukukun tamamen bittiğini görerek ülkeyi terk etme kararı aldı. Küçük çocuklarıyla birlikte, gecenin karanlığında zorlu ve tehlikeli bir Meriç Nehri yolculuğunu göze alan aile, sağ salim karşı kıyıya geçmeyi başardı.

Güncel Hukuki Durum

Bugün itibariyle Mümine Tülay Açıkkollu, çocukları Zeynep ve Fatih ile birlikte gittiği bir Avrupa ülkesinde yeni bir hayata tutunmuş ve o ülkenin vatandaşı olmuş durumdadır. Gökhan Açıkkollu’nun davasında 9 yıl sonra Anayasa Mahkemesi hem usul (etkin soruşturma yapılmamıştır) hem de insan hakları ve işkence açısından ihlal kararı verdi. Bu çerçevede dosya yeniden açılacak ve yeniden yargılanma olacak. Ayrıca aile, BM Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmış oradan da 2022 yılında Türkiye aleyhine ihlal kararı çıkmıştı. Gökhan Açıkkollu, ardında bıraktığı kırık gözlüğü ve maruz kaldığı ağır zulümle tenkil tarihinin en unutulmaz insan hakları sembolü olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Lizenz: Die visuellen und textlichen Inhalte dieser Website stehen unter der Creative Commons Namensnennung – Weitergabe unter gleichen Bedingungen 4.0 International (CC BY-SA 4.0). https://creativecommons.org/licenses/by-sa/4.0/