Doç. Dr. Ramazan Balcı, 15 Temmuz sonrası hayata geçirilen Tenkil sürecinin akademi dünyasındaki sembol mağdurlarından biridir. Kendisi, hayatını Türk tarihine, Osmanlı arşivlerine ve bilimsel çalışmalara adamış değerli bir bilim insanıyken haksız ihraçlar, hukuki baskılar ve sosyal tecrit sarmalı içinde hayata veda etmiştir.
Hayatı ve Akademik Kimliği Dolu Dolu Bir Bilim İnsanıydı
1963 yılında Konya’da doğan Ramazan Balcı, 1985 yılında Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Öğretmenlik kariyerinin ardından Osmanlı Arşivleri’nde uzman olarak görev yaptı. İstanbul Üniversitesi’nde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi alanında tamamladığı doktora çalışmasında Sarıkamış Harekâtı üzerine ezber bozan tarihi tespitlerde bulundu.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde akademisyenlik hayatını sürdüren Balcı, özellikle yakın dönem Osmanlı tarihi, Ortadoğu, Kafkas cepheleri ve düşünce tarihi üzerine nitelikli eserler verdi. Aynı zamanda Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur üzerine yazdığı akademik ve fikri makalelerle de tanınan bir yazardı. En bilinen kitapları ve çalışmaları şunlardır:
• Tarihin Sarıkamış Duruşması
• Filistin’de Son Türkler (Osmanlı’yı Yıkan Cephe: Filistin)
• Osmanlı’nın Son Öyküsü
• Çetelerin Hedefindeki Abdülhamid
• Esir Medeniyetin Şairi Yahya Kemal
15 Temmuz Sonrası Tasfiye ve KHK Mağduriyeti
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye genelinde başlatılan cadı avı ve “KHK tasfiyeleri”, İstanbul Üniversitesi’nde de yüzlerce nitelikli akademisyeni hedef aldı. Dönemin üniversite yönetimi tarafından hazırlanan fişleme listeleri neticesinde Ramazan Balcı, hiçbir somut ve adil delil olmaksızın Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevinden ihraç edildi ve akademiden tamamen uzaklaştırıldı.
Bu ihraç, onun için sadece bir unvanın elinden alınması değil; on yıllarca emek verdiği kütüphanelerden, arşivlerden ve çok sevdiği öğrencilerinden koparılarak sivil bir ölüme (sosyal tecride) mahkûm edilmesi anlamına geliyordu.
“İmza” Zulmü ve Psikolojik Baskı Süreci
KHK ile ihraç edildikten sonra Ramazan Balcı hakkında adli soruşturma başlatıldı. Mahkeme süreci boyunca kendisine ağır bir psikolojik baskı aracı olarak adli kontrol şartı uygulandı. Halk savunucuları ve İstanbul Üniversitesi KHK’lı Akademisyenler Platformu’nun aktardığı verilere göre Doç. Dr. Ramazan Balcı, tam 4 yıl boyunca her hafta karakola giderek imza atmak zorunda bırakıldı. Ağır bir kalp ve tansiyon hastası olmamasına rağmen, uğradığı bu haksızlık, akademik onurunun zedelenmesi ve maruz kaldığı belirsizlik, bünyesinde derin yaralar açtı.
Kovid-19 Süreci ve Vefatı
Zorlu yaşam koşulları ve adli stres altında bağışıklık sistemi zayıflayan Ramazan hoca, Aralık 2020’de Koronavirüs’e (Kovid-19) yakalandı. İstanbul’da kaldırıldığı hastanede bir süre yoğun bakımda tedavi gördü. Vefatından kısa süre önce, 7 Aralık 2020’de sosyal medya hesabından adeta bir veda niteliğinde paylaştığı şu satırlar, maruz kaldığı durumun manevi ağırlığını ve insani dramını gözler önüne seriyordu: “Şimdilik alabildiğim nefes ile, oturduğum yerde ancak farzları kılabiliyorum. Aman Allah’ım! Onca nefesi ne kadar değersiz işlerin peşinde harcamışım! … Evet herkes pişman olacak. Ya ölünce ya da benim gibi olunca…” Nefes darlığı ve organ yetmezliği yaşayan Doç. Dr. Ramazan Balcı, 16 Aralık 2020 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Mezarda Gelen Beraat ve Ertelenen Adalet
Ramazan Balcı’nın vefatı, haksız KHK rejiminin ve geciken yargı sisteminin sarsıcı bir sonucunu daha ortaya çıkardı. Kendisinin ölümünün ardından İstanbul Üniversitesi KHK’lı Akademisyenler Platformu, hocanın yargılandığı davanın beraat ile sonuçlandığını duyurdu.
Mahkeme, Balcı’nın suçsuz olduğuna ve hakkındaki iddiaların asılsız olduğuna karar vermişti; ancak bu karar o hayattayken verilmemiş, adalet yine zamanında tecelli etmemişti. Tıpkı listedeki diğer KHK mağdurları gibi, Ramazan Balcı’nın da iade-i itibarı ve suçsuzluğu ancak o toprağa verildikten sonra tescillenebildi. Geride bıraktığı onurlu mirası, kitapları ve haksızlığa karşı yaşadığı sessiz çilesi, Tenkil sürecinin akademiye vurduğu darbenin en net kanıtlarından biri olarak hafızalara kazındı.