15 Temmuz darbe girişimi gecesinde Ankara’da Jandarma Genel Komutanlığı binası ve çevresinde yaşanan çatışmalar sırasında hayatını kaybeden Jandarma personeli Yakup Başıbüyük, darbe kalkışmasının getirdiği karanlık kaos ortamında 15 Temmuz 2016 tarihinde vefat etti.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen geniş çaplı adli soruşturmalarda adı “kalkışmada öldürülen askerler” arasında listelenen genç kolluk görevlisinin ani kaybı, o kanlı gecede tarafların ve niyetlerin birbirine karıştığı büyük kaos tablosunun hukuki açıdan sarsıcı parçalarından biri oldu.
Yakup Başıbüyük, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Jandarma teşkilatı bünyesinde teknik kadroda görev yapan, astsubay veya uzman çavuş rütbesine sahip genç bir kamu çalışanıydı. 15 Temmuz 2016 gecesinde Ankara’da karargah olarak kullanılmaya çalışılan Jandarma Genel Komutanlığı (Beştepe) binasında sabaha kadar çok şiddetli çatışmalar yaşandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosu’nun hazırladığı adli raporlara göre Başıbüyük, o gece komutanlık binası civarında çıkan silahlı çatışmalar esnasında kurşunların hedefi olarak olay yerinde yaşamını yitirdi.
Vefatının ardından Ankara Terörle Mücadele (TEM) şubesi ve savcılık makamları, o gece hayatını kaybeden askeri personelin durumunu netleştirmek adına bir inceleme başlattı. Ulusal basına ve Hürriyet Gazetesi arşivlerine yansıyan savcılık iddianame detaylarına göre, Ankara’da toplam 113 kişinin hayatını kaybettiği belirlendi. Bu kişilerden 89’unun sivil veya iktidar yanlısı kişiler olduğu tescillenirken, Yakup Başıbüyük’ün ismi doğrudan kalkışma safında yer alıp öldürüldüğü iddia edilen 11 askeri personel arasında yer aldı.
Hukuki İncelemelerin Devamı
İlk etapta ismi kesinleşmeyen bazı şüpheli askeri personelin aksine, Başıbüyük’ün adli dosyası Jandarma Genel Komutanlığı’nı ele geçirmeye çalışan veya o esnada emir komuta zincirine uymayan gruplarla birlikte değerlendirilerek tasfiye edilen “kolluk ölümleri” envanterine dahil edildi.
Ailevi Sessizlik ve Sosyal Yıkım
Darbe gecesinde hayatını kaybeden diğer asker aileleri gibi, Yakup Başıbüyük’ün yakınları da sürecin ardından çok ağır bir toplumsal ve idari baskı altında kaldı. Cenazesi, o dönem çıkarılan özel idari genelgeler doğrultusunda resmi askeri tören düzenlenmesine, Türk bayrağına sarılmasına izin verilmeksizin, tamamen dini vecibelerle kısıtlı ve güvenlik güçlerinin gözetiminde sessizce toprağa verildi.
Cenazenin Bulunma Sürecindeki İdari Engeller ve Nakil
15 Temmuz gecesi Beştepe’deki karargaha çağrıldıktan sonra kendisinden uzun süre haber alınamayan 28 yaşındaki Başıbüyük’ün cansız bedeni, olaydan 4 gün sonra Ankara Adli Tıp Kurumu bahçesinde bir ceset torbası içinde bulundu.
Dönemin katı idari kararları nedeniyle aileye devlet tarafından cenaze aracı dahi tahsis edilmedi. Genç askerin naaşı, adli ve idari baskıların gölgesinde şahsi imkanlarla Ankara’dan Kars’a nakledildi. Herhangi bir resmi veya askeri merasim düzenlenmesine izin verilmedi. Evli ve bir çocuk babası olan Yakup Başıbüyük, doğup büyüdüğü Sarıkamış İnkaya Köyü’nde yalnızca ailesi ve yakın köylülerinin katılabildiği buruk, kısıtlı bir törenle ebediyete uğurlandı.
Ankara Adli Tıp Kurumu’nun Eylül 2016 tarihli otopsi raporunda, genç astsubayın uzak mesafeden açılan ateş neticesinde başına isabet eden tek kurşunla hayatını kaybettiği belirlenmiştir. Ancak bu raporun uzun yıllar boyunca davaya bakan ceza mahkemesi tarafından aileden gizlenmesi, olayın arkasındaki karanlık noktaların ve “kim vurdu” şüphelerinin günümüze kadar taşınmasına neden olmuştur.
Kenevir Operasyonundaydı ve Emre İtaat Etti
1988 Kars Sarıkamış doğumlu olan Yakup Başıbüyük, Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde kritik görevlerde yer alan, terör istihbaratları ve operasyon sahalarında yetkinleşmiş genç bir istihbarat astsubayıydı.
15 Temmuz günü öğle saatlerinde mesai arkadaşları İ.D. ve T.T. ile birlikte resmi bir görevlendirmeyle Ankara’nın Nallıhan ilçesi kırsalına, yasal kenevir operasyonu için gitmişti. Akşam saatlerine doğru Ankara’da hareketliliğin başlaması üzerine amiri Üsteğmen Yunus Özer tarafından defalarca şahsi telefonundan aranarak acilen Beştepe Karargâhı’na gelmesi yönünde kesin emir aldı. Gelen yoğun aramalar üzerine operasyon sahasından saat 18.10 civarında geri dönmek zorunda kaldı.
Saat 19.30-20.00 civarında evine ulaşıp yemeğini yiyen Başıbüyük, amirinin karargâha katılması yönündeki ısrarlı talimatları doğrultusunda, site güvenlik kameralarına yansıyan kayıtlara göre saat 20.50’de evinden ayrılarak Beştepe’ye doğru hareket etti.
Genç astsubayın Beştepe’deki nizamiyeye giriş yapmasının ardından dış dünya ile olan tüm irtibatı kesildi ve ailesi kendisinden günlerce hiçbir haber alamadı. Ailesinin ve yakınlarının Ankara’daki hastane ve emniyet birimlerinde başlattığı amansız arama çalışmaları, 4 gün sonra Ankara Adli Tıp Kurumu’nda korkunç bir manzara ile son buldu.
Vücudu Kararmıştı
Yakup Başıbüyük’ün cansız bedeni, Temmuz sıcağının altında bir ceset torbasının içine konulmuş, morga dahi kaldırılmadan Adli Tıp Kurumu’nun bahçesinde bekletilmiş ve bu ihmal nedeniyle vücudu tamamen kararmaya yüz tutmuş halde bulunmuştu. Cuntacı yaftası vurulduğu için devlet tarafından acılı aileye cenaze aracı dahi tahsis edilmedi. Eşyalarından sadece kol saati ve araba anahtarı teslim edilen genç astsubay, memleketi Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı İnkaya Köyü’nde, resmi tören yasağı altında, yalnızca köylülerin katıldığı kısıtlı ve buruk bir merasimle toprağa verildi.
Görgü Tanığı Akif Uykun’un Mahkemedeki Sarsıcı İfadesi
Yakup Başıbüyük’ün Beştepe Karargâhı’nda vurulduğu o dehşet anına şahitlik eden meslektaşı ve koğuş arkadaşı Akif Uykun, davanın görüldüğü Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi kürsüsünden o anları şu sözlerle aktarmıştır. Olay anında Yakup’un alnından vurulduğunu gördüğünü, dışarıdan keskin nişancı ateşleri olduğunu ve subayın Yakup’a şehadet getirmesini söylediğini duyduğunu ifade eden Uykun’un anlatımlarının tam metnine ve detaylı duruşma tutanaklarına numaralı kaynak üzerinden ulaşabilirsiniz. Uykun, istihbaratçı olmalarına rağmen o anki saldırının kaynağını anlamakta zorlandıklarını belirtmiştir.
Gizlenen Otopsi Raporu
Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Eylül 2016 tarihli otopsi raporunu 5 yıl boyunca gizlemiştir. Rapor, Başıbüyük’ün uzak mesafeden keskin nişancı ateşiyle vurulduğunu ve vücudundan çıkan 5.56 mm mermi çekirdeğinin özel harekât veya özel kuvvetler personeli tarafından kullanılan mühimmat sınıfında olduğunu göstermiştir.
Kamera kayıtlarında Başıbüyük’ün silah almadığı ve nizamiyede siper aldığı görülmektedir. Şahsi beylik tabancası ise yıllar geçmesine rağmen bulunamamış ve kayıtlara kayıp olarak geçmiştir.Liste Oyunu: Taksim’deki “15 Temmuz Şehitler Listesi”ne ilk başta yazılan Başıbüyük’ün ismi, ailenin müracaatı üzerine “yanlışlıkla yazıldı” denilerek listeden çıkarılmıştır.
5 Yıl Boyunca Gizlenen Otopsi Raporu ve “Dost Ateşi” Şüphesi
Ailenin adli makamlardan talep ettiği ancak Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tam 5 yıl boyunca aile avukatlarından gizlenen 1 Eylül 2016 tarihli Adli Tıp Kurumu Otopsi Raporu, hukuki sürecin en sarsıcı belgesidir:
Savcılığın ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın “Gizli” Raporu
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 16 Temmuz sabahı olay yeri incelemesinde Başıbüyük’ün naaşını B nizamiyesindeki kulübenin önünde bulduktan sonra, 5 Eylül 2016’da Ankara İl Jandarma Komutanlığı’na yazı yazarak astsubay hakkında araştırma talimatı verdi:
Kamera Kayıtları ve Silah Deposundaki İnceleme
Jandarma Genel Komutanlığı davası dosyasına giren iki farklı video ve dijital materyal incelemesi, Yakup Başıbüyük’ün darbe kalkışmasına iştirak etmediğini hukuken desteklemektedir:
Kayıp Beylik Tabancası ve Soruşturmanın Genişletilmesi Taleplerinin Reddi
Yakup Başıbüyük’ün vefatından tam bir yıl sonra Jandarma Genel Komutanlığı’ndan iki görevli evine giderek şahsi beylik tabancasının evde olup olmadığını sormuştur. Genç astsubayın şahsına ait resmi silahı hâlâ kayıptır ve adli emanete alınmamıştır:
Medya Sansürü ve Hukuki Aklanma Arayışı
Hukuki süreçte sesini duyuramayan aile, 2017 yılında resmi devlet ajansı olan Anadolu Ajansı’ndan (AA) muhabir Hüseyin Yahya Şekerci’ye geniş bir röportaj vererek Yakup’un o gece kenevir operasyonundan emirle çağrıldığını, darbeci olmadığını belgeleriyle anlatmıştır. Ancak bu röportaj üst düzey idari müdahaleler neticesinde sansürlenerek asla yayımlanmamıştır.
Yakup Başıbüyük, bağımsız adli tıp raporlarına, kamera kayıtlarına ve görgü tanığı Akif Uykun’un lehteki ifadelerine rağmen, idari erkin hazırladığı kalıplaşmış “hain/darbeci” listelerinden adli yargı eliyle çıkarılmamıştır. Dosya, iç hukuk yollarının (Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi) tüketilme aşamasının ardından, yaşam hakkı ihlali ve adil yargılanma hakkının ihlali gerekçeleriyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınma sürecindedir.
Lizenz: Die visuellen und textlichen Inhalte dieser Website stehen unter der Creative Commons Namensnennung – Weitergabe unter gleichen Bedingungen 4.0 International (CC BY-SA 4.0). https://creativecommons.org/licenses/by-sa/4.0/
