Antalya’nın tanınmış iş insanlarından, hayırseverliğiyle bilinen Hasan Şahin, ömrünün son dönemini geçirdiği gurbet diyarı Kosova’da 6 Eylül 2021 tarihinde vefat etti.
İlerleyen yaşına rağmen mücadeleden kopmayan ve çok sayıda kronik hastalıkla boğuşan Şahin, Hasan ağabey ardında derin bir iz bırakarak gurbette hayata gözlerini yumdu. Şahin, Antalya’nın en değerli lokasyonlarından biri olan 100. Yıl Caddesi’nde yüzlerce daireye, çok sayıda arsaya ve gayrimenkule sahip oldukça varlıklı bir iş insanıydı. Ancak onu akranlarından ayıran en büyük özelliği, tüm bu zenginliği kendi elleriyle bağışlamış olmasıdır.
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kardeşlerinin babaları Ramis Hoca’ya verdiği “Ahirete tapusuz gideceğim” sözünden ilham alan Şahin, bu töreye sadık kalmıştır. Tıpkı Konyalı Büyükkoyuncu amca gibi, mülkiyeti altındaki bütün varlığını kendi adına kurulan hayır vakfına devretmiştir. Hayatını davasına ve insanlığa adayan Şahin, tüm servetinden vazgeçerek Allah’ın huzuruna dünyalık hiçbir tapu taşımadan çıkmıştır.
Hasan ağabey, zarafeti, nezaketi ve erken yaşta ağaran saçlarıyla sembolleşmiş bir beyefendidir. 1980’li yılların başından itibaren Antalya’da ticaret ve eğitim faaliyetlerinin merkezinde yer alan Şahin, şehirdeki narenciye kokulu caddelerde pek çok gencin elinden tutmuştur. Kendi soyundan biyolojik bir evladı olmamasına rağmen, Antalya’da yetişen ve eğitim gören binlerce öğrenci onu manevi bir baba olarak kabul etmiştir. 1988 yılında gerçekleştirdiği kutsal hac yolculuğu dahil, hayatının her döneminde çevresine güven ve samimiyet aşılamıştır.
Kosova Topraklarında Biten Gurbet
Ömrünün son yıllarında Türkiye’deki siyasi baskılar ve çileli süreçler sebebiyle ülkesini terk etmek zorunda kalan Hasan Şahin, sığındığı Balkan coğrafyasında da örnek bir duruş sergilemiştir. Kendisinden bir yıl önce vefat eden sadık hayat arkadaşı Hacı Fatma Şahin’in ardından, 6 Eylül 2021’de o da ruhunun ufkuna yürümüştür.
Şahin çifti, birer yıl arayla vefat ettikten sonra, yüzyıllar önce ecdadın can verdiği, Osmanlı şehitlerinin ve eski muhacirlerin de koynunda yattığı Kosova topraklarına birer tohum gibi defnedilmiştir. Arkasında mal mülk yerine sayısız hayırlı evlat ve dua bırakan Hasan Şahin, inandığı değerler uğruna gurbette noktalanan adanmış bir ömrün simgesi olarak hafızalara kazınmıştır
Hasan Şahin ve eşi Fatma Şahin’in ardından yazar Harun Tokak 8 Eylül 2021 tarihinde Şahinlerimiz Uçtu başlıklı yazısı;
İlk kez bir yaz günü bakıyorum ‘mavi rüyalar’ şehri Antalya’ya Kepez Tepesinden. Göklere başını uzatmış Toroslar, uçsuz bucaksız Akdeniz, derinlere doğru uzayıp giden uçsuz bucaksız yemyeşil portakal bahçeleri. Daha ilk anda tatlı bir rüzgâr, içine çektiği portakal çiçeklerinin kokularını, ılık dudaklarıyla yüzüme üflemeye başlıyor.
Alevli esen rüzgâr, tanıdık kokular taşıyor yüreğime. Portakal bahçeleri, olanca kokularını üzerine boca ederek deniz kenarında gezintiye çıkmış taze ve soylu bir güzele çevirmiş şehri. Islak ve ışıltılı narenciye bahçelerinden gelen meltemler okşuyor saçlarımı.
Akdeniz minik dalgacıklarla kımıl kımıl… Dağlar, denizler, Yüce Yaratıcı’nın ihtişamını haykırırken, ışıltılı portakal bahçelerindeki ağaçların dallarından diplerine rahmet damlıyor.
Antalya kızıl ışık banyosunda. Otobüsümüz Kepez’den aşağı sarkınca sanki harareti gittikçe artan bir fırına giriyorum. Terden sırılsıklam oluyorum. Otobüs Şarampol caddesindeki Antalya Garajı’nda duruyor. Otogar cazgırlarının tacizkar çığırtkanlıkları, dondurmacı, limonatacı, bayıltan arabesk nağmeleri arasında kulağımda belli belirsiz bir ezan sesi geliyor.
O ezan sesi, yabancısı olduğum bu sahil şehrinde aşina bir şeyler aradığım o ilk anlarda bana iyi geliyor. Üstümde, ucuzluğa düşşsün de alayım diye günlerce vitrindeki fiyatını takıb ettiğim kurşuni renkte keten bir takım elbise var. Bir elimde küçük bir çanta diğer elimde çantamdan daha değerli olan adres yazılı küçük bir kâğıt parçasını sıkı sıkı tutuyorum. O kâğıt parçasını kaybedersem, ben de kaybolurum.
Yorgunum…
Külüstür bir otobüste sigara dumanından, ayak ve yumurta kokusundan, en gıcığıma giden horlama türlerinden beynim pelte gibi. Peki, beni Kutup Yıldızı’ndan, ana-baba ocağından, işten güçten, daha pek çok gençlik hülyasından vaz geçiren, bu şehre getiren şey nedir?
Neden hiç bilmediğim bu şehirdeyim? Kendi memleketime tayin isteyemez miydim? Beynimde bir sürü soru, bir elimde küçük bir çanta, bir elimde adres Ticaret Odası sokağına doğru yürüyorum. Bir dükkânın tabelasına mıhlanıyor gözlerim “Libas Konfeksiyon” Yorgun argın kendimi içeri atıyorum. Sıra sıra dizilmiş takım elbiseler, gömlekler, kravatlar, yazlık tşörtler…
Tezgâhın arkasında duran otuzundaki bir genç, tatlı bir tebessümle; ‘Hoş geldiniz’ diyor. Portakal çiçekleri kadar hoş bir tebessümle karşılanmak beni rahatlatıyor. Dost bir yerde olmanın huzuru doluyor içime. “Ben Harun, Harun Tokak” diyorum. Geleceğinizi biliyordum anlamında yine tatlı bir tebessümle başını hafif öne eğiyor. “Ben Hasan, Hasan Yılmaz, kısaca “Libas” derler. Bu güzel şehirde güzel bir insanla karşılattığımı fark diyorum. “Antalya’da güzel günler yaşayacaksın” diyor kalbim.
Kırk yıl önce Antalya’da bana ilk tebessüm eden Hasan Libas’ın birkaç gün önce telefonuma acı bir mesajı düşüyor; “Hasan Ağabeyi kaybettik” Hasan Ağabey dediği Hasan Şahin… Antalya’yı bana sevdiren iki Hasan’dan biri… Telefonumdaki fotoğrafını buluyorum. Beyaz bulutların arasından gülen bir güneş gibi sevimli bir fotoğraf… Eşimin yanına gidiyorum, fotoğrafı gösteriyorum, bakıyor bakıyor, “n’oldu” diyor.
“Yok artık’’ diyorum. Yine sessizce odama geçiyorum ağlamanın tadına varıyorum.Hasan Şahin, çok güzel bir insandı. Dost canlısıydı. Zarifti, zarafet sahibi idi. Gerçek bir beyefendi idi. Çok varlıklı bir insandı. Antalya 100. Yıl Caddesi’nde yüzlerce daireleri vardı. Arsaları, arazileri ile gayr-i menkul zengini bir insandı. Hayattayken bunların hepsini bağışladı. Allah’ın huzuruna tapusuz gitti.
Bu tarihte eşi benzeri az bulunan bir hadisedir. Babası Ramis Hoca’nın vefatından sonraki günlerin birinde Hocaefendi kardeşlerini, teyzelerini, halalarını, akrabalarını topluyor; “Ben bir yola girdim ve bu yoldan dönmeyeceğim” diyor. “Yol yakınken siz dönebilirsiniz, bizim böyle bir evladımız, kardeşimiz yok diyebilirsiniz bu yol dikenli dayanmayabilirsiniz ben yoluma siz yolunuza gidebilirsiniz” Kahraman kardeşler, “Sen bizim kanımızsın canımızsın! Yürü biz de seninle birlikteyiz” diyor.
Kardeşlerden Mesih Gülen “Sadece Hocafendi ile birlikte olmamız yetmez “diyor. “Ahirete tapusuz gideceğimize söz vermemiz lazım. Babam vefatından birkaç gün önce hasta yatağında beni çağırdı. ‘Hocaefendi, cihan çapında bir hizmetin altına girdi, siz de ona yardımcı olunuz, bu gün nasılsanız bir ömür boyu öyle yaşayınız, eğer size birisi bir şeyler verirse sakın elinizi sürmeyiniz, doğrudan verilmesi gereken yere yönlendiriniz” dedi. Sonra da bana, ‘söz ver ahirete tapusuz gideceğine’ dedi. Bende, ‘baba sana söz veriyorum’ dedim. ‘Hayır oğlum! Bana değil Allaha söz ver’ dedi
Ben de, ‘Allah’a söz veriyorum, Ahirete tapusuz gideceğim baba’ dedim. Kardeşlerin hepsi söz veriyorlar. Hocaefendinin ve hizmetin kredisini kullanarak hepsi varlık sahibi olabilirlerdi. Ama o muazzez kardeşler fakirane yaşamayı tercih ettiler. Gidenler Ahirete tapusuz gittiler, geride kalanlar da tapusuz yaşıyorlar. Bizlere numune-i imtisal oldular, oluyorlar. Bu yolun töresi budur. Bu töreyi bozanlar bizim rehberimiz olamazlar. Geçen ay vefat eden Mehmet Ali Hocamız da, “evlatlarım ben size dünya malı adına bir şey bırakamıyorum” dedi ve aramızdan ayrıldı.
Zorla elinden malı-mülkü alınarak şimdilerde tapusuz yaşayan ve Allah’ın huzuruna öyle giden ve gitmek için sırasını bekleyen insanların da elbette Hakk katında yüce değerleri olduğunu düşünüyorum. Fakat bir insanın kendi hayatında iken ve kendi gönlü ile onca malı mülkü bağışlaması tarihin ender gördüğü hadislerden biridir.
Günümüzde bunun birincisini biliyorduk. Mevlana diyarının infak kahramanlarından Büyükkoyuncu amca… Menkul, gayr-i menkul ne kadar malı mülkü varsa hepsini bağışladıktan sonra Hocaefendi’ye, ”Hocam ben bütün malımı mülkümü hizmete bağışladım daha başka ne yapayım” diye soruyor.
Hocaefendi “Böyle bir şeyi daha önce hiç duymamıştım” diyor. İkincisi de Mavi Gökler ülkesinin infak kahramanlarından Hasan Şahin… Antalya’nın iki güzel Hasan’ından biri olan Hasan Şahin de çok varlıklı bir insandı. Antalya’nın en değerli yerlerinde apartmanları, arsaları, arazileri vardı. Bütün varını yoğunu adına kurulan bir vakfa hepsini bağışladı. Allah’ın huzuruna tapusuz gitti. Hizmet’te hiçbir kimsenin kalbini incitmeden giden bu zarif insan bir de onca hastalıklarına rağmen ömrünün sonlarına doğru davası için ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Ve bir gurbet diyarında önce hanımı Hacı Fatma Teyze sonra da kendisi bir zamanlar nice şehitler verdiğimiz Kosova topraklarına bir tohum gibi düştüler.
Şahinlerimiz birer yıl ara ile arka arkaya uçup gittiler.
Mekânları Firdevs olsun.
Hasan Şahin ve eşi Fatma Şahin’in ardından Dr Hüseyin Kara da şunları yazdı;
İsmi ile müsemma güzel bir insandı. Onu 41 yıl önce Antalya’da ilk gördüğümde de öyle güzeldi. İlerlemiş yaşına, hicret beldesindeki sıkıntılarına ve tüm hastalıklarına rağmen bu güzelliğini hiç kaybetmedi. Soyadı ile de ma’kusen mütenasip, yumuşak huylu bir insandı Hasan Şahin Ağabeyimiz. Başındaki ak saçları ona ihtiyarladığında verilmiş bir emanet değil, bilakis daha gençliğinde hibe edilmişti. Yaşadığı çileli hayatının izleri erken yaşta ağaran saçlarından fark edilirdi. Kendi nesebinden evladı olmadı fakat Antalya’da, Hizmet’te yetişen bütün gençler onun manevi evladı sayılırdı. Bu yönü ile arkasından dua edecek pek çok hayırlı evlat bırakan talihliler arasına girmiş oldu.
Allah’ın ayı olan Muharrem’in son günlerinde, muhacir ünvanı ile Kosova’da ruhunun ufkuna yürüyen Hasan Ağabey’i, Kosova’daki kabirlerinde medfun Osmanlı şehit ve muhacirlerinin karşılayacaklarına dair hisler taşıyorum. Ben onu 1988 yılının Ağustos ayında birlikte yaptığımız hac yolculuğumuzda daha yakından tanıdım. Bir ay süren bu mukaddes yolculukta, aynı mekanda, hatta aynı odada diğer arkadaşlarımızla birlikte kaldık. Manavgat müftüsü merhum Mehmet Hocamız ve diğer Antalyalı arkadaşlarımızla beraber mübarek mekanlarda birlikte dua ettik, gözyaşı döktük. Hasan Ağabey, eşi merhume Fatma Hanım ile beraber hacca gelmişlerdi. Fatma Hanım da geçen yıl Kosova’da ruhunun ufkuna yürümüştü. Toprağın üstünde bu fani dünyadaki birlikteliklerini şimdi kıyamet sabahına kadar orada yine yan yan birlikte bekleyecekler. O yıl hacca ben de rahmetli annem ile beraber gitmiştim. Benim annemin adının da Fatma olması ve yaşları da birbirine yakın olması itibarı ile bu iki hanımefendi birbirlerini çok sevmişlerdi. Rahmetli annem hayatının sonuna kadar o hac arkadaşlarını unutmaz, her zaman bana onlardan haber sorar ve gıyaplarında dua ederdi.
Bir güz mevsiminde hazan vurmuş sararan yaprakların rüzgarın etkisi ile birer birer toprağa düşmeleri gibi Hizmet Hareketinin muhacir kuşlarının da gurbette birer birer toprağa düşmeleri hem içimizi acıtıyor hem de öteler adına Rabbimizden beklentilerimize ayrı bir derinlik kazandırıyor. Kadere inanamasaydık bu kadar kederi asla taşıyamazdık diyesi geliyor insanın. Nerden bilecekti Antalya’da doğup da Kosova’da öleceğini Hasan Ağabey! Nereden bilecekti, Akseki’de doğup da Mozambik’te öleceğini Süleyman Ağabey! Nereden bilecekti, Burdur’da dünyaya gelip de Almanya’da ruhunun ufkuna yürüyeceğini Mehmet Ali Hocamız! Ve daha niceleri. Beş bilinmeyenden birisidir kişinin nerede öleceği. Allah’tan başka hiç kimsenin bilemediği bir konuyu bizler nereden bilebilirdik ki! Biz sadece kader kazaya dönüşünce anlayabiliyoruz bu hakikatleri.
Hasan Ağabey’in simasında hiç unutamadığım iki yüz ifadesi var. Bunlardan birincisi sevindiği bir konudaki o muhteşem gülüşü, ki son anlarına kadar bu tebessüm yüzünden hiç eksik olmadı. Onu abus bir çehre ile gören hiç olmamıştır desem mübalağa yapmış olmam. İkincisi de hayret ettiği ve şaşkınlık yaşadığı bir konu ile karşılaştığında parmağını ağızına götürerek hayretinin yüzüne yansıması. Aslına bakılırsa, vücudunda adeta gençlik yıllarından itibaren tavattun etmiş olan hastalıklarla boğuşurken, ameliyatların birinden ötekine geçerken nasıl mütebessim ve mütevekkil olunur onu bizlere yaşayarak gösterirdi. Halinden anlamayanlara da bazan ” Öküz inleyeceği yerde kağnı inliyor.’’ derdi.
Merhum Hasan Ağabey’in gönlü Hizmet’e açık olduğu kadar sofrası da misafirlerine açıktı. Zaten onun mesleği sayılırdı açları doyurmak. Antalyalı olup da onun köftelerinden cümbüşlemeyen yoktur sanırım. Hele kurban bayramı günlerinde Rasanet Yurdu’nda yaptığı o nefis kavurmalar hiç unutulacak gibi değildir. Hasan Ağabey’in en çok ibret ve örnek alınacak davranışlarından birisi ve belki de birincisi bu fani hayatın bir imtihan yeri olduğunu ve sonucunda her türlü nimetin ahirette hesabının sorulacağının idraki içerisinde, hanımı ile birlikte sahip oldukları dünyalıklarının çoğunu Hizmet’e bağışlayarak vazifesini bihakkın ifa etmiş şekilde ruhunun ufkuna yürümesidir. Ben bu haberi duyduğumda gıyabında ona gıpta etmiştim. Daha sonra ilk karşılaştığımızda da ona: Konya’daki İbrahim Büyükkoyuncu amcamızın, Büyüğümüzden duyduğum şu ifadeleri aktarmıştım. İbrahim Büyükkoyuncu amcamızın da Hasan Ağabeyimiz gibi kendi neslinden evladı yoktu ve servetinin hepsini Hizmete bağışlamıştı. İbrahim Amca, Büyüğümüz ile karşılaştığında ona dedi ki: Efendim ben dünyalık sahip olduğum her şeyimi Hizmete bağışladım. Başka ne yapabilirim? Büyüğümüz de: Böyle bir sözü ondan başka kimseden duymamıştım. Bu sözleri duyunca Hasan Ağabey’in gözleri nemlenmiş, yaptığı işin çok önemli bir iş olduğunu bir kez daha derinden idrak etmişti.
Bugün sınırlı sayıda da olsa gönül dostları, onu kabrine kadar götürüp son insanî ve İslâmî görevlerini ifa edip evlerine döndü.. O ise, hayatını paylaştığı eşine ve hayatta iken yapıp ettiği amel-i salihlerine ve dahi Yüce Rabbine kavuşmuş olarak kabir hayatına başlayacak. Kim bilir Mevlana’nın Şeb-i arusu gibi ne kadar sevinçli olacak! Neden olmasın ki! İnancımız o ki, bir taraftan dinine hizmetten dolayı öz vatanından çıkartılmış bir muhacir ünvanı diğer tarafta gurbette vefat etmenin garipliği ile büyük mükâfat görecek.
Mekanın cennet-ül Firedevs olsun güzel insan. Hz. Hasan Efendimiz ile birlikte haşrolasın.
Lizenz: Die visuellen und textlichen Inhalte dieser Website stehen unter der Creative Commons Namensnennung – Weitergabe unter gleichen Bedingungen 4.0 International (CC BY-SA 4.0). https://creativecommons.org/licenses/by-sa/4.0/
