Çocukları TSK’da, kendisi de Atatürk Araştırma Merkezinde saygın bir bürokrat olan 68 yaşındaki Hasan Balcı’nın dünya hayatı 15 Temmuz 2016’da bir daha düzelmemek üzere kırıldı. Evlatlarıyla cezaevinde kalan, mesleğini ve tüm birikimlerini kaybeden Balcı yaşadıklarına daha fazla dayanamadı ve canına kıydı.
KHK’lı bürokrat Hasan Balcı Ankara’nın Hasanoğlan ilçesinde defnedildi. Biri Sincan’da diğeri Antalya’da tutuklu iki oğlunun cenaze törenine katılmasına izin verilmedi. Balcı’yı toprağa yakınları koydu. Definden sonra Hasan Balcı’nın yaşlı annesi ile Gökhan ve Halil Balcı’nın eşleri ve torunları mezar başında dua etti.
15 Temmuz’un karanlık figürü Adil Öksüz tarafından 3 defa arandığı gerekçesiyle tutuklandı. 2 Yıl süren tutukluluk ve yıllar süren yargılama sonrasında beraat etti. Balcı, dışarı çıktıktan sonra darbe girişimine katıldıkları iddia edilen iki oğlu için kamu zararına yol açtıkları nedeniyle tazminat davaları açıldı. Balcı’nın mal varlıkları üzerinde tedbir koyuldu aynı zamanda icra kararı verildi. Bu nedenle tazminatları ödeyemiyordu.
Yargıtay, Balcı’nın beraatını onayladı. Bunun üzerine Balcı, 9 Mart 2026’da Gölbaşı 1. Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak taşınır ve taşınmaz malları üzerinde tedbirin kaldırılmasını talep etti. Yine sonuç alamadı. Saygın bir brokrat, çevresinde sevilen, imanlı bir insan olan Hasan Balcı, beraat etmesine rağmen ne yaptıysa olmadı. Ne işine dönebildi, ne iade-i itibar yapıldı, ne de üzerindeki haciz ve icraları kaldırmak için çabaları sonuç verdi.
Balcı Türk Tarih Kurumu’nda şube müdürüydü. İktidar medyasında hedef gösterilen Balcı’nın, darbe girişimine katıldığı iddiası “Adil Öksüz tarafından arandığı” gerekçesine dayandırılmıştı. Ancak olayın detayları farklıydı. Gazeteci Müyesser Yıldız da olayın çarpıtıldığını 30 Mayıs 2018’de kaleme almıştı. Yıldız, şunları yazmıştı: “Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Akıncı davasında bugün 10 sanık hakkında tahliye kararı verildi. Tahliye edilen sanıklar; Hasan Balcı, Samet Acar, Hüseyin Arı, Yasin Göbütoğlu, Hasan Akın, İsmail Boyacı, Eyüp Mert, Burhan Yaranç, Süleyman Zengin, Gökhan Gültekin Demir. Bunlardan, 481 sanıklı davanın 6 sivil isminden birisi olan Hasan Balcı’ya dikkat çekmek istiyoruz. Atatürk Dil Tarih Yüksek Kurumu’nda şube müdürüyken, gözaltına alınan Balcı 20 aydır tutukluydu. Tutuklanmasının sebebi de TSK imamı olduğu belirtilen Adil Öksüz’ün 17 Temmuz 2016’da Sincan Batı Adliyesi’nde gözaltındayken, Balcı’yı 3 kez aramasıydı. Baba Balcı’dan önce ise asker olan iki oğlu Halil Burak Balcı Akıncı Üssü’nde, Gökhan Balcı da Genelkurmay’da darbe teşebbüsüne katıldığı iddiasıyla tutuklanmıştı. 20 aydır baba ve oğulları aynı koğuşta yatıyordu. Medyamız, iddianameden hareketle bu isimler için “Aile boyu darbeciler” başlıklarını attı. Hasan Balcı’nın, “Darbenin önemli sivil ayaklarından” olduğu yazıldı. Oysa bazı şeyler göründüğü gibi değildi. Baba Hasan Balcı’nın durumunu ilk olarak 10 Nisan 2017’de gündeme getirdik. Darbe teşebbüsünden yaklaşık 60 gün sonra 23 Eylül’de tutuklanmıştı. Polis ve mahkemedeki ifadesinde, Adil Öksüz’ü tanımadığını, Akıncı’da gözaltına alınıp, Sincan Adliyesi’ne götürülen oğlu Halil Burak Balcı’nın o gün kendisini üç kez bilmediği bir numaradan arayıp, avukat istediğini söylemişti.
17 Nisan 2017’de kabul edilen Akıncı İddianamesi’nde ise Hasan Balcı’yla ilgili epey karışıklık vardı. Mesela onunla ilgili bölümde, ifadelerinden tek satır yok, Adil Öksüz’le sık sık ABD’ye gittiği, darbenin önemli sivil ismi olduğu vurgulanan Kemal Batmaz’la birlikte darbenin ertesi sabahı Kazan’da gözaltına alınan, darbe gecesi de Akıncı Üssü’nde görüldüğü söylenen Harun Biniş’in ifadeleri vardı.
Biniş’in ifadelerinin altına ise Balcı’nın MASAK, KOM ve HTS analiz raporları konmuştu. MASAK raporuna göre, “Şüpheli, darbeye teşebbüs faaliyeti kapsamında hakkında işlem yapılan şüpheli Halil Burak Balcı ve hakkında FETÖ/PDY kapsamında işlem yapılan Gökhan Balcı ile havale işlemi gerçekleştirmiş”ti. Yani oğullarıyla.
Sonraki süreçte verilen ifadelerle “Adil Öksüz’le telefon görüşmesi” gerçeğinin ne olduğu ortaya çıktı. Şöyle ki; O gün Sincan Batı Adliyesi Nezarethanesi’nde Adil Öksüz’ün yanısıra birçok asker de gözaltındadır. Savcılık ifadeleri için avukatlarının gelmesi gerekir. Ancak görevli askerler, şüphelilerin Nezarethanedeki telefondan ailelerini veya avukatlarını aramasına izin vermez. Bu arada Adil Öksüz, kendisinin telefonlarının orada olduğunu söyleyince, bu telefonlar getirilir ve askerler sırasıyla ailelerini veya avukatlarını arar. Bunlardan birisi de Halil Burak Balcı’dır. Babası Hasan Balcı’yı arayıp, durumu bildirmiştir.
Nitekim Adil Öksüz de Adliye’deki ifadesinde, “Benim telefonda görüştüğüm asker kişi yoktur. Benim telefonumdan sadece bugün koğuştaki asker kişiler kendi ailesini aradılar. Bunun dışında hiçbir askerle görüşmem mevcut değildir” demişti.
Hasan Balcı daha gözaltındayken 20 Eylül’de, ardından 29 Eylül ve 7 Ekim 2016’da, son olarak da 11 Ocak 2017’de Savcılığa tam dört kez dilekçe verip, şunları anlatmıştı: “17 Temmuz’da Sincan Batı Adliyesi’ne getirilen oğlum Burak Balcı’ya, Jandarma Kıdemli Başçavuş, ‘Mahkemeye çıkacaksınız, avukat varsa arayabilirsiniz’ demiş. Oradakiler yanlarında telefon olmadığını belirtmişler. Aynı nezarette gözaltında olan bir şahıs görevli personele, ‘Benim telefonum var’ diyerek, poşet içinde ve muhafaza altında tutulan telefonunu istemiş. Görevli Başçavuş da poşetten çıkarıp, vermiş, ‘Kamera karşısına geçin. Görüşmelerinizi kamera önünde yapın. Aradıktan sonra telefonu tekrar teslim edin’ demiş. Bazıları kamera önünde avukatlarını aramış. Oğlum da aynı telefonla beni arayarak, avukat bulmamı istedi. Üç kez aradı, toplam 2 dakika sürdü. Olaya nezarette tutulan 10-15 kişi şahit. Bunlardan bazıları Sincan’da tutuklu Mesut Güney, Fatih Suçatı, Yunus Dağcı, Fatih Pancar ve Hasan Çalmaz’dır.”
Balcı’nın bu iddiaları üzerine o gün ve saatlere ait nezarethane kamera kayıtlarını istenmiş, ancak Savcılıktan 4 ay sonra gelen cevapta, Nezarethane kamera kayıtlarının 15 gün süreyle muhafaza edildiği, bu nedenle 17 Temmuz 2016 tarihindeki görüntülerin bulunmadığı bildirilmişti.
Bu arada şu önemli ayrıntıyı da kaydedelim; Telefonlar verildiğinde ilk kullanan Halil Burak Balcı değil, Adil Öksüz olmuş, telefon değil, ama WhatsApp veya bir başka sistem üzerinden birkaç yeri arayarak, Sincan Adliyesi’nde olduğunu bildirip, avukat istemişti. Ancak Öksüz’ün kimleri aradığı bugüne kadar tespit edilemedi!..
Hasan Balcı’yla ilgili son bir not; Darbenin önemli “sivil” isimlerinden olduğu belirtilmesine rağmen, 481 sanık arasında en son sıradaydı. Ancak 8 Eylül 2017’deki duruşmada, sıradaki diğer sanıkların hazır olmaması ve avukatının da ısrarlı talebi üzerine Balcı’nın savunması alındı. Balcı, önceki ifadelerini tekrarladı. O gün Adil Öksüz’le birlikte gözaltında olan diğer asker sanıklar da Balcı’nın anlattıklarını doğruladı.
Hasan Balcı’nın talebi üzerine dinlenen oğlu Halil Burak Balcı ise, “Bir evlat olarak en zor anımda babamı aramışım. Babam bu yüzden tutuklu, mesleğinden ihraç edildi, onuru zedelendi. Çektiğim vicdan azabını herkesin takdirine bırakıyorum” dedi. Herkes, Hasan Balcı’nın o günlerde tahliye edilmesini bekliyordu. Olmadı. Tutuklanmasının üzerinden 20 ay, savunmasının üzerinden 8 ay geçtikten sonra bugün tahliye edildi.”
ANADOLU AJANSI, HÜRRİYET GİBİ GAZETELER OLAYI NASIL ÇARPITTI
Anadolu Ajansı ise bu olayı, “Sivil sanık Balcı’nın oğlu Adil Öksüz’ün telefonuyla babasını aradığını kabul etti” başlığıyla servis etti. Hürriyet’ten Sedat Ergin ise köşesinde “Aİle Boyu Darbeciler” başlığıyla yazarak olayı çarpıttı.
Halil Burak Balcı 2017’de mahkemedeki duruşmada, “Kendi öz babamı en zor anımda avukat istemek için aramamdan dolayı babam bir yıldır tutukludur. Olayla uzaktan yakından ilgisi bulunmuyorken benim yüzünden mesleğinden ihraç edildi, onuru zedelendi. Bir evlat olarak bir yıldır babamın tutuklu bulunmasını ve çektiğim vicdan azabını burada hazır bulunan herkesin takdirine bırakıyorum. Kamera kayıtlarının daha sonra silindiğini öğrendik ama bunların imajı alınabiliyormuş. Adaletin tecelli edeceğine yürekten inanıyorum.” diye konuşmuştu.
Balcı‘nın 18 Mart 2019’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı savunma ortaya çıktı. Uğradığı haksızlığı anlatamamanın çaresizliğini yaşayan Balcı’nın savunması, KHK hukuksuzlarının boyutunun görülmesi açısından önemli. Devlet kontrolündeki bir nezarethanede avukat bulmak amacıyla yapılan bir telefon görüşmesinin yanlış yorumlanması ve peş peşe yapılan hataların iddianameye dönüştürülmesi benzer dosyalarda yaşanan sorunlara da ışık tutuyor.
Olayın başlangıç noktası şu: Hasan Balcı, 15 Temmuz’dan iki gün sonra 17 Temmuz’da oğlu Halil tarafından telefonla aranıyor. Halil Balcı, babasına gözaltına alındığını ve kendisine bir avukat bulmasını söylüyor. Oğul Balcı’nın aradığı telefon Adil Öksüz’e ait. Çünkü o anda Adil Öksüz de aynı nezarethanede gözaltında. Jandarma Başçavuş Osman Gök, gözaltındaki herkese ‘Biraz sonra mahkemeye çıkacaksınız, avukatlarınızı arayın’ diyor. Diyor ama nasıl arasınlar? Sabit hat yok, kimsede cep telefonu yok. Öksüz ise telefonunun girişte alındığını söylüyor. Gök’ün talimatıyla Öksüz’ün telefonu emanet kısmından getiriliyor. Sırayla herkes araması gereken kişileri arıyor.
Sırf bu arama nedeniyle ‘darbe girişimiyle’ ilişkilendiren Hasan Balcı’nın iddianamesine, Akıncı Üssü davasında yargılanan Harun Biniş’in ek ifadesi de sanki onun ifadesiymiş gibi konuluyor ve olay hepten karışıyor. Balcı, iddianamedeki yanlışların düzeltilmesini istiyor ama nafile. Gerçeği anlatana kadar 21 ay geçiyor. Hasan Balcı hakkındaki suçlamalardan 30 Mayıs 2018’de beraat ediyor. Adalet geç de olsa yerini buluyor. Fakat o zaman neden intihar etti? Açılan kamu davası nedeniyle borçlarını ödeyemediği ve her şeye haciz geldiği için. Balcı, beraat etse de hukuksuzluktan kurtulamıyor. Hasan Balcı’nın cenazesi bugün Ankara’nın Hasanoğlan ilçesinde defnedildi.
KAMU ZARARI NEDENİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARI
Darbe girişimi iddiasıyla suçlanan KHK’lı birçok askere 15 Temmuz gecesi kamu zararı oluştuğu için tazminat davaları açıldığı biliniyor. Genelkurmay Çatı Davası’nda müebbet hapis cezası verilen Hasan Balcı’nın oğulları KHK’lı binbaşı Gökhan Balcı ile Akıncı Davası’nda müebbet hapis cezasına çarptırılan KHK’lı astsubay Halil Burak Balcı’ya da tazminat davası açıldı. Hasan Balcı, aslında devletin oğullarına çıkardığı borcu ödemek istiyor ama bir türlü başaramıyor. Gölbaşı Asliye 8 Asliye Mahkemesi Balcı’nın mal varlıklarına tedbir koyarken, Gölbaşı İcra Dairesi de icra kararı veriyor. KHK’lı baba bu kararlar nedeniyle borcu bir türlü ödeyemiyor.
Hakkındaki beraat kararının kesinleşmesini bekliyor. Beraat kararı Yargıtay’ca onanan Balcı, 9 Mart 2026’da Gölbaşı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak taşınır ve taşınmaz malları üzerinde tedbirin kaldırılmasını talep ediyor. Fakat yine olmuyor. Son mahkemede hakim olayı karara bağlamak yerine duruşmayı hazirana erteliyor. Ve bu son mahkeme 68 yaşındaki Balcı için son nokta oluyor.
Şimdi Balcı’yı intihara sürükleyen kim? Tabi ki onu yargılayanlar. Beraat etmesine rağmen kurtulamadığı hukuksuzluklar. Hasan Balcı’nın, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin o dönemki Başkanı Selfet Giray ve iddianameyi yazan savcı Adnan Gümüş huzurunda yaptığı aşağıdaki savunmayı okuyunca, insanların adım adım nasıl ölüme sürüklendiğini siz de göreceksiniz.
“8 YIL SINIF ÖĞRETMENLİĞİ YAPTIM, ŞUBE MÜDÜRÜYKEN TUTUKLANDIM”
“Sayın Başkan, Değerli Mahkeme Heyeti Üyeleri sizleri saygıyla selamlıyorum. Ben Hasan Balcı. 8 yıl yurdun çeşitli yerlerinde sınıf öğretmenliği yaptıktan sonra, 15 yıl Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nde Enstitü Sekreteri olarak, son olarak da 13 yıl Başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na bağlı Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nda şube müdürü olarak çalışmakta iken tutuklandım.
“50’YE YAKIN DİLEKÇE VERDİM, HİÇBİRİ DİKKATE ALINMADI”
8-11 Eylül 2017 tarihlerinde 30 ve 31. celselerde savunmamı huzurunuzda yapmış bulunmaktaydım. Savunmanın aynen arkasında olduğumu belirtmek istiyorum. Ancak görülen lüzum üzerine savunmamı tekrar etmek gibi bir zaruriyet doğmuş bulunmaktadır. 21 Ocak 2019 tarihli esas hakkındaki mütalaada da görüldüğü üzere bazı şeyleri tekrar etmek durumu söz konusu olmaktadır. Çünkü yanlışlıklar silsilesi tekrar edip durmaktadır. Vermiş olduğum ifade, sunmuş olduğum bilgi ve belge, 50’ye yakın dilekçe ve burada bulunan şahitlerin dilekçeleri ve ifadeleri hiç nazari dikkate alınmamıştır.
“ALLAH AŞKINA İFADEMİ OKUMANIZI RİCA EDİYORUM”
Yine mütalaada da aynen iddianamenin ilk çıktığı andaki gibi kopyala yapıştır olduğu görülmektedir. Allah Aşkına, Allah Aşkına diyorum. Sizden rica ediyorum. Savcılıktaki verdiğim ifadeyi okumanızı istiyorum. İsterseniz emniyetteki verdiğim ifade ile savcılıkta verdiğim ifadeyi ben okuyacağım. “Ben 17 Temmuz 2016 tarihinde cenazeye katılmak üzere Güdül’e gittim. Saat 17.00 sıralarına kadar Güdül’de kaldım. Saat 15.00 sıralarında Hava Astsubay oğlum Halil Balcı beni tanımadığım bir numaradan aradı. Sincan Adliyesi’nde olduğunu söyledi ve bir avukat bulmamı istedi. Ben de gelinin amcası Av. Ali’yi ayarlayacağımı söyledim. Saat 17.00 sıralarında da Sincan Batı Adliyesine geldim. Sincan Batı Adliyesi’nde oğlumla görüşemedim. Yani oğlumla görüştüğüm numaranın kime ait olduğunu bilmiyorum. Adil Öksüz’le görüşmedim. Kendisini tanımıyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kimsenin abisi değilim, “fetö” üyesi değilim. Fethullah Gülen’i medyadan tanırım. Kendisiyle hiç görüşmedim. Amerika’ya hiç gitmedim. Yurt dışında Nahçivan’a çıktım. Evimde arama yapıldı. Akıllı telefonuma el konuldu. Beni çevrem ülkücü olarak bilir, “fetö” yapılanmasıyla ilgim yoktur. Darbeye teşebbüs etmedim. Herhangi bir toplantıya katılmadım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Başka diyeceğim yoktur.”
“BASINDA ÇIKAN HABERLERDE ŞAHSIM VE AİLEM YIPRATILDI, TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN MAĞDURİYETLER YAŞADIK”
“Maalesef aynı durum 21 Ocak 2019 tarihli mütalaada da karşımıza çıkmış bulunmaktadır. Bu bariz yanlışlığın düzeltilmesini, gerekirse ek iddianame çıkarılmasını sayın avukatım mahkeme heyetinizden talep etmişti. Ancak hiçbir şey yapılmadığını görmekteyiz. Bu yanlışlığın beni ne duruma düşürdüğünü tahmin edebiliyor musunuz? Yok Hasan Balcı Akıncı Üssü’ndeymiş. Onlarla beraber hareket etmiş, onlardan emir almış, Adil Öksüz gözaltındayken beni aramış vs. İddianame daha elimize geçmeden basına servis edilmiştir. Basında nasıl haberler yapıldığını biliyor musunuz? Yazılı ve görsel basında çıkan haberlerde şahsım ve ailem yıpratılarak telafisi mümkün olmayan mağduriyete sebep olduğunu biliyor musunuz? Adımız Adil Öksüz’ün aradığı adama çıktı. Neden? Çünkü yanlış yazılan ve kopyala yapıştır yapılan iddianameden dolayı. Adil Öksüz, Hasan Balcı’yı aramış, onunla görüşmüş deniliyor. Yapılan bu vahim hata iddianamenin farklı bölümlerine de aleyhime sonuç doğuracak şekilde tanzim edilmiştir.
“YANLIŞLIKLAR ZİNCİRİ YÜZÜNDEN 21 AY TUTUKLU KALDIM”
Bu yanlışlıklar zinciri şahsımı, ailemi, maddi ve manevi olarak ne kadar yıprattığını, bu sebeplerden dolayı 21 ay tutuklu kaldığımı, oluşan mağduriyetimi ve yapılan yanlışlıklar neticesinde olayın hangi boyutlara vardığını takdirlerinize bırakıyorum. Daha sonra ne oldu? Hasan Balcı Kanun Hükmünde Kararname ile mesleğinden ihraç edildi. 10 yıldır beklediğim hac kurasında 2019 yılı için hacca gitmeye hak kazandım. Ancak yurtdışı yasağı ve adli kontrol uygulaması nedeniyle hac farzımı yerine getiremeyeceğim.
SAVCIYA OLAYI DEFALARCA ANLATMAMA RAĞMEN…
Savcılıkta vermiş olduğum ifadeye dönüyorum Sayın Başkanım. Savcılıkta vermiş olduğum ifade de Sayın Savcıya oğlumun beni bilmediğim bir numaradan aradığını, mahkemeye çıkacaklarını ve avukat bulmamı istediği, eşinin amcasının avukat olması nedeniyle onu aramamı ve ondan bilgi almamı, Ankara’da tanıdık bir avukatının olup olmadığını sormamı istedi. Bunun üzerine avukatı aradım ve ulaşamadım. Sonra bir kez daha aradı. Ulaşamadığımı söyledim. 5 dakika sonra tekrar aradı. Ulaşamadığımı söyledim. Eşiyle görüştü. Eşinin amcasının telefonunu verdim. Toplamda 3 görüşme ve 2 dakikayı bulmayan bir görüşmemiz olduğunu huzurlarınızda beyan etmiştim. Savcıya Adil Öksüz’ü tanımadığımı ve kullanmış olduğum telefon numarasını 10 yıldır kullandığımı söyledim. Oğlumun beni aradığı sırada bir yakınımın cenazesi için Güdül’de bulunmaktaydım. Oğlum bana Sincan Batı Adliyesi’nde olduğunu söyleyince cenazeden Sincan Batı Adliyesi’ne geldim. Oğlum ile görüşemedim ve eve döndüm. Bunların hepsi HTS kayıtlarında vardır.
Buradan şuraya gelmek istiyorum. Savcıya ifademi verdikten sonra Sayın Savcı Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine aynen şu ifadeyi kullanarak şöyle yazmış. “Adil Öksüz ile 3 kez telefon görüşmesi yaptığı ayrıca şüphelinin aynı tarihte Sincan Batı Adliyesi’nde bulunduğu”… Sayın savcıya Adil Öksüz ile değil oğlumla görüştüğümü defalarca belirtmeme rağmen ve oğlumla görüştükten sonra onun Sincan Batı Adliyesi’nde olduğunu öğrenince Güdül’den Sincan Batı Adliyesi’ne oğlum ile görüşebilir miyim ümidiyle oraya gittiğimi belirtmeme rağmen tutuklama kararı vermiştir.
“SORMAK İSTİYORUM, HASAN BALCI BU İŞİN NERESİNDE?”
Sormak istiyorum. Hasan Balcı bu işin neresinde? Daha sonra bir yıl içerisinde görüştüğüm kişiler arasında “fetö” üyeliğinden soruşturma açılan kişilerin olup olmadığına dair analiz raporu istendi. İş gereği yaklaşık 1500 kişiyle görüşme yaptığım tespit edilmiştir. Görüşmüş olduğum kişilerin çoğu üniversite öğretim üyeleridir. Çalışmış olduğum kurumun ulusal ve uluslararası sempozyum nedeniyle yayın talebi, yayım basımı, sempozyum bildirimleri nedeniyle yapılan görüşmeler olduğu görülmektedir.
“TELEFONUMDAN MEHDİ EKER, NİHAT PAKDİL’İ, BİRÇOK DEVLET GÖREVLİSİNİ ARAMIŞIM”
HTS kayıtlarına bakıldığında konuştuğum kişiler arasında Bilim Teknoloji eski Bakanı Fahri Özlü 3 kez aramışım. Tarım Bakanı Özel Kalem Müdürü aracılığıyla Mehdi Eker’i aramışım. Tarım Bakanı Müsteşar Yardımcısı Nihat Pakdil’i aramışım. Devlet Arşivleri Genel Müdürü Uğur Ünal’ı aramışım. Osmanlı Arşivi Genel Müdür Yardımcısı Durali Gürağaç’ı aramışım. Pursaklar Belediye Başkan Yardımcısını aramışım. Gölbaşı Belediye Başkan Yardımcısını aramışım. İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü Çağrı Erhan’ı aramışım. Elmadağ Belediye Başkanı Gazi Şahin’le bir sürü görüşmelerim var. Bunun yanında yüzlerce öğretim üyesi ve akademisyen yer alıyor. Bunlarla da görüşmelerim oldu. Peki sormak gerekirse, bunları da mı benimle irtibatlılar diyeceğiz?
“SUÇLAMALARA TEK TEK CEVAP VEREYİM”
Şimdi de 21 Ocak 2019 tarihli mütalaada hakkımda yapılan suçlamalara madde madde bakalım. Diyor ki Hasan Balcı’nın iki oğlu ile birlikte darbe teşebbüs sırasında Ankara’da bulunduğu, Gökhan Balcı Tekirdağ 8. Mekanize Taburunda görevliyken darbeden 1 ay öncesinden Ankara’ya görevlendirilmiş ve Ankara’dan bulunuyordu. Halil Burak Balcı da burada ifade vermiş olduğundan konu ifadesinde geniş geniş yer almaktadır. Hasan Balcı darbe faaliyeti sırasında Ankara’da bulunmaktaydı denilmektedir.
“25 YILDIR ANKARA’DA OTURUYORUM, 15 TEMMUZ GECESİ DE DOĞAL OLARAK EVİMDEYDİM”
Evet 15 Temmuz günü Ankara’daydım. Çünkü Ankara’da ikamet ediyorum. Normal mesaime gittim geldim. 93 yılından bu tarafa Ankara da ikamet ediyorum. 25 yıldır da Ankara’dayım. Tüm ikametgah bilgilerim zamanında ve düzenli olarak mernis kayıtlarında yer almaktadır. Darbeye teşebbüs faaliyeti sırasında başka bir ilde olup darbe gecesi Ankara’ya gelmiş olsan bu soruyu sorabilirsiniz. Ya sen başka bir ilde oturuyorsun, darbe gecesi sen Ankara’da ne işin var? denilebilir. Ama ben darbenin öncesinde de darbe gecesinde de tutuklandığım ana kadar 15 Temmuz öncesinde ve gözaltına alındığım 7 Eylül 2016 tarihine kadar işimden evime gidip geldim. Darbeyle veya Adil Öksüz ile en ufak bir ilişkim olsaydı, Allah’a şükür böyle bir söz konusu değil. Cebimde yeşil pasaportum vardı. Rahatlıkla yurt dışına çıkabilirdim.
“BEN TELEFONLA SADECE OĞLUMLA KONUŞTUM”
Adil Öksüz tarafından kullanılan telefon ile 3 kez telefon görüşmesi yaptığım iddiasına gelelim. Sayın Başkan, ben o gün sadece oğlum ile görüştüm. Kimse için de başkasını aramadım. Kim bu? Bir kısım avukatlar ile telefon irtibatı kurduğum, oğlum ile görüştükten sonra oğlumun eşinin avukat amcasını aradım. Ama ulaşamadım. Bunu savunmamda da anlattım. Başka varsa da bilmiyorum. Siz biliyorsanız söyleyin ki bende bileyim, bende bileyim bu kim. Türk Silahlı Kuvvetlerinin imamı olduğu anlaşılan örgüt yöneticisinin oğlumun ve diğer sanıkların bir takım ihtiyaçlarının giderilmesi için telefon irtibatı kurmuşum. Evet, oğlum için eşinin avukat amcasını aradım. Kimin ihtiyacını gidermek için başka ne yapmışım ki bu cümle buraya yazılmış. Oğlum ile görüştüğüm vakitler ve dakikalar belli.
“BU SALONDAKİ 450 SANIK ARASINDA SADECE OĞLUMU TANIYORUM”
Yapılan bu hain darbe girişimini lanetliyorum. Böyle bir suçlamayı da asla ve asla kabul etmiyorum. İçinde bulunduğumuz salonda Akıncı Davası’nda 450 sanık bulunmaktadır. Tüm sanıklar arasında oğlum hariç irtibatımın olduğu tek bir kişi dahi bulunmamaktadır. Hal böyle iken iddia makamı darbeciler tarafından verilen görevleri yerine getirdiğimi iddia etmiştir. Hangi darbeci bana ne görev vermiş? Hangi görevleri yerine getirmişim? İddianamede benim hakkımda diğer tanık beyanlarının olduğu iddianamede benim hakkımda diğer tanık beyanlarının olduğu iddia edilmektedir.
Sayın Başkan, bu soruların hiçbir cevabı olmadığı gibi iddia makamı tarafından da somut bir delil sunulamamıştır. İddianamede de herhangi bir açıklama yapılamamıştır. Tarafıma teslim edilen 5 ciltlik ve 4658 sayfadan oluşan Akıncı iddianamesini inceledim. Ancak sanık veya tanık kişilerin bile ne lehime ne de aleyhime tek bir satır beyana rastlamadım. Rastlayan varsa ortaya koysun. Türkiye’de bulunan hiç kimsenin aleyhe ifadesi olmadığı gibi Hasan Balcı’nın azıcık da olsa alakası vardır diyen bir kişi dahi bulunması mümkün değildir.
Tabi yine o vermiş olduğum ifadenin savunmanın arkasındayım. Ancak gördüm ki mütalaada iddianameden hareket edilerek ve aynı şeyler tekrar edilmiş, aynı şeyler yeniden gündeme getirilmiştir. O zaman ben neden ifade verdim? Neden savunma yaptım? Vermiş olduğum savunmaya hiç bakılmamış mı? 21 ay boyunca yattım. Şayet savunmam tekrar okunmuş olsaydı, dosyaya bakılmış olsaydı ara kararla verilen mütalaa kopyala yapıştır olmayacaktı.
Elinizde HTS kayıtları, HTS analiz raporu, dijital materyaller ile ilgili düzenlenen bilirkişi raporu, MASAK raporu dosyamda mevcut bulunmaktadır. Hepsi tertemizdir. Ama ne yazıyor mütalaanın 665. sayfasında, “Olaylar sırasında Ankara’da bulunduğu göz önüne alınarak silahlı terör örgütünün içinde yer aldığı ve örgüt üyesinin olduğunun değerlendirildiği”, TCK’nun ilgili maddeleri ortadayken beni yanlış yazılan bir iddianameden suçlamanız abesle iştigaldir.
“NE BANKAYA PARA YATIRDIM, NE GAZETEYE ABONE OLDUM”
Sayın avukatımın dediği gibi bu iddianame düzeltilmiş olsaydı aynı hatalar zuhur etmeyecekti. Hakikaten soruyorum ben Hasan Balcı olarak bu işin neresindeyim. Nedir bu “fetö üyeliği. Benim çocuklarımdan biri, Bilim Dershanesi’ne gitti. Biri de İkiz Dershanesi’ne gitti. Hiçbir zaman onların ne dershanesine, ne abilerinin evine, ne etüt merkezlerine göndermedim. Hayatımda hiçbir zaman evime Zaman Gazetesi girmedi. 65 yaşındayım. Zaman Gazetesi almadım. Evime sokmadım ve bunların dergilerinden hiçbirine şey yapmadım. Toplantılarının hiçbirine katılmadım. Sendikalarına üye olmadım. Aktif-Sen üyesi değilim. Hükümet’e yakınlığı ile bilinen Memur-Sen’e bağlı Kültür-Sen üyesiyim. Banka Asya’ya para yatırmadım. 17-25 Aralık’tan sonra katalog evliliği yapmadım, ByLock kullanmadım. Bylock programını da burada öğrendim. Okullarında veya şirketlerinde çalışmadım. Ankesörlü telefonlarla ne aradım, ne arandım. Bunların hangisi Hasan Balcı’da var? Hiçbiri.
“BENİ AK PARTİ, CHP VE MHP’NİN BELDE TEŞKİLATLARINA SORUNUZ”
Gidiniz, beni iş yerimden sorunuz, birinci kattan başlayın, en son kata kadar hizmetlisinden en üst düzey yöneticisine kadar sorunuz. Hasanoğlan 35 km uzaklıkta. Orada AK Parti, CHP, MHP belde teşkilatlarına sorunuz. Daha olmadı Hasanoğlan’da herhangi birine sorunuz. Durunuz caminin yanında, çıkan camiden çıkanlara sorunuz. Alnım açık.
Savcılık mütalaasında örgüt üyesi olduğu değerlendirildiği diyor. Oğlumun beni tanımadığım bir telefondan araması ve avukat istenmesinden mi? Bu mudur örgüt üyeliği? Hasan Balcı hangi suçu işlemiştir ki TCK’nın 314/2 maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Akıncı davasında isimlere bakarak ve yanlış yazılan iddianameden hareketle hakkımda dava açılmıştır. Benim Akıncı ile ne alakam var da böyle bir dava açılmıştır. Ayrıca Vakıfbank’da bulunan bir miktar parama ve kullanmakta olduğum arabama da tedbir konulmuştur. Bunların kaldırılmasını talep ediyorum.
Sonuç ve talep; tüm delillerin toplanmış olması, delil karartma ihtimalimin bulunmaması, kaçma şüphemin olmaması, sabit ikametgah sahibi olmam, mevcut delil durumu, dijital materyallerin verilmesi, mal varlıklarımın üzerinden tedbirin kaldırılması, adli kontrol ve yurtdışı yasağımın kaldırılması, yapılacak yargılama sonunda da tüm suçlardan beraatime karar verilmesini Sayın Mahkeme Heyetinizden arz ve talep ediyorum. Sayın Başkanım, ben her hafta Konya’dan Ankara’ya gelmek durumunda kalıyorum. Orada torunuma bakıyoruz hanımla ve her hafta pazar günü imza veriyorum. Adli kontrolümün kaldırılmasını, yurtdışı yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum ve beraatimi talep ediyorum. Teşekkür ederim. Hepinize saygılar sunarım.”
Lizenz: Die visuellen und textlichen Inhalte dieser Website stehen unter der Creative Commons Namensnennung – Weitergabe unter gleichen Bedingungen 4.0 International (CC BY-SA 4.0). https://creativecommons.org/licenses/by-sa/4.0/
